A Milli Futbol Takımımız, Vincenzo Montella yönetiminde tam 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası‘na gidiyor. Ay-yıldızlılar ABD, Meksika ve Kanada ev sahipliğinde düzenlenen turnuvada boy gösterecek. Millilerimiz, D Grubu’na düşmesinden sonra herkesin aklına gruptan çıkabilir miyiz soruları gelmeye başladı.
D Grubu, kağıt üstünde aslında bir ‘ölüm grubu’ değil. Aslında oyun felsefesi ve taktiksel kimliklerine hem zor hem de dengeli bir grup. Ev sahibi olmanin getirdiği baskıyla mücadele edecek olan ABD, savunmada duvar ören Paraguay ve fiziksel sertliğini öne çıkan Avustralya, Türkiye’nin gruptan çıkma yolundaki rakipleri durumunda.
Vincenzo Montella, göreve başladığı günden itibaren kompakt ve taktiksel disiplinli bir oyun oynatmaya çalıştı. Montella taktiksel düzeninde 4-2-3-1 sistemi merkezdeki yaratıcı gücü maksimize ederek kanatlardan içeri kat eden oyuncularla ceza sahası içinde kaos yaratmak üzerine kurulu. A Milli takımımızın en büyük zafiyeti ise yüksek savunma hattının arkasına bıraktığı geniş boşluklar ve geçiş savunmasındaki kırılganlığı. Hızlı hücumculara karşı arkaya atılan toplarda Merih Demiral ve Abdülkerim Bardakçı ağır kalabiliyor.
Aynı zamanda kadroda yırtıcı klasik bir forvetin olmaması Ay-yıldızlılar için ciddi bir problem oluşturuyor. Montella bu boşluğu elemelerde yaptığı gibi Kerem Aktürkoğlu’nu sahte dokuz olarak konumlandırarak ya da kanatların ceza sahasına yapacağı topsuz koşularla doldurmayı planlıyor. Arda Güler ve Kenan Yıldız takımın en güçlü isimlerinden oluşuyor. Orta sahada ise kaptan Hakan Çalhanoğlu oyun kurucu rolüyle oyun temposunu belirliyor.
ABD: Ev sahibi takım ABD, Mauricio Pochettino ile en yüksek beklentisi turnuvalarından birine girecek. Kendi seyircisi önünde oynamanın motivasyonunu da ceplerinde bulunduruyorlar. Orta sahada iki yönlü bir çift pivot kullanmayı tercih ediyor. ABD takımı, özellikle baskı altındayken garantici bir oyun oynamaya meyilli.
Paraguay: Paraguay, 2010 yılında çeyrek final oynadıktan sonra ilk kez Dünya Kupası’na katılıyor. Takımın başında ise Arjantinli teknik direktör Gustavo Alfaro var. Alfaro, takımın kaybolan özgüvenini geri getirerek, taktiksel olarak 4-4-2 formasyonuna sadık kaldı. Hava toplarında geçit vermeyen bir bariyer oluşturuyorlar. Savunmadan hücuma geçişte en kilit parça ise Andrés Cubas bulunuyor. Paraguay’ın zayıf noktası ise gol yollarındaki kısırlığı. Maç başına 0.78 gol ortalamasıyla Dünya Kupası’na geliyor.
Avustralya: Takımın başında Tony Popovic bulunuyor. Popovic, takımı fizik gücü yüksek ve disiplinli bir hale dönüştürdü. Avustralya daha çok 3-4-2-1 dizilişin tercih ediyor. Kadroda yer alan 26 oyuncunun 17’si ilk kez Dünya Kupası tecrübesi yaşayacak. Yaratıcı orta sahanın eksikliği takımın, organize savunma yapanlara karşı set hücumunda zorlanmasına sebep oluyor.
D Grubunun net bir favorisi yok diyebiliriz. Taktiksel olarak her takımın birbirine üstünlük kurabileceği detaylar yer alıyor. Türkiye, grupta bulunan en yüksek teknik kapasiteye ve yaratıcı oyunculara sahip takım olarak öne çıkıyor. Arda Güler, Kenan Yıldız ve Hakan Çalhanoğlu gibi üst düzey turnuva tecrübesine sahip oyuncular barındırıyoruz. Ay-yıldızlılar bu grupta bir adım öne çıkıyor.
Turnuvanın yeni formatına göre gruplarını ilk iki sırada tamamlayan takımlar doğrudan son 32 turuna yükselecek. Aynı zamanda en iyi 12 grup üçüncüsünün 8’i de bir üst tura geçiş biletini kazanacak. Türkiye, D Grubu’nu ilk iki sırada tamamlayarak adını 32 turuna yazdırmaya yakın adaylardan biri. Ancak futbolun sahada oynanan bir spor olduğunu unutmamalıyız. Her maç farklı bir hikayeyi yazar. 24 yıl sonra döndüğümüz bu büyük sahnede A Milli Takımımız futbol masalı yazabilecek özelliklere sahip.
Haber: Meryem Veli
