Fan kitlesi ne zaman dönüşmeye başladı? Sosyal medyada biraz vakit geçirdiğimde beni şaşırtan yorumlara denk geldim. Binlerce insan oturdukları yerden bir ünlünün ilişkisini yargılıyor. “İyi ki ayrıldı, umarım dizideki partneriyle sevgili olur” ve daha niceleri. Yorumları okurken oldukça şaşırdım. İnsanlar ne zaman başkasının hayatında söz sahibi olmaya başladı?
Önceden hayranlık denilen kelimenin bir sınırı vardı. Bir şarkıcının hayranıysanız albümünü alır, konserine gider, oyuncu ise filmine gider, odanızın duvarına da poster asılırdı. Fakat bu durum sosyal medyanın hayatlarımızın merkezi olmasıyla ulaşılmazlığın getirdiği hayranlık büyüsü ortadan kalktı. Mesafelerin sıfırlanmasıyla “fanlık” da şekil değiştirerek ürkütücü bir hale evrildi.
Sosyal medya, ünlülerin hayatını daha şeffaf kılıyor. Hikayelerinde, sabah ne yediklerini, hangi sporu yaptıkları, anlık modlarına dair şeyleri görebilirsiniz. Bu paylaşım kültürü de psikolojide parasosyal etkileşim adı verilen tek taraflı bağları radikal bir boyuta taşıyor. Takipçi, neredeyse her anını gördüğü ünlüyü artık arkadaşı olarak görmeye başlıyor. Hatta daha ötesine giderek kendi yarattığı bir proje olarak görmeye bile başlıyor. “Ben senin dizini reytinglerde tuttum, şarkılarını paylaştım, hakkında tweetler atarak trend topic yaptım” tarzı bir mantığı bilinçaltına yerleştirebiliyor. Aslında tehlike de burada başlıyor.
Yeni nesil hayranlığının en çok odaklandığı konu ise ünlülerin ilişkileri. Magazinlere baktığınızda, bir ünlü sevgilisinden ayrıldığında ya da yeni bir ilişkiye başladığında fanları sosyal medyayı resmen bir savaşa çeviriyor. Fanlar birer ilişki mühendisliğine bürünüyor. “Yanına bu kişi yakışmadı, eski sevgilin daha iyiydi” gibi cümleler artık normal bir hale geldi. Ünlülerin sevgililerine zorbalık yapmak, geçmişlerini karıştırmak fanlar için günlük bir aktivite olmaya başladı. Bir de dizilerde izledikleri çiftleri gerçek hayatta da sevgili olmalarını isteyenler var. Bu oyuncuların gerçek hayattaki ilişkilerinin bitmesi icin neredeyse ellerinden geleni yapıyorlar. Bir insanın en mahremi olan ‘gönül ilişkisi’ binlerce klavyenin arkasındaki insanların malzemesine dönüşüyor.
Bu durum hayranlık ya da sevgi değil. Daha çok sahiplik illüzyonu oluşturuyor. Fan kitlesi, sevdikleri için hareket ettiklerini iddia etseler de aslında sadece kendi zihinlerinde yarattıkları ‘kusursuz idol’ imajını korumak istiyorlar. Karşılarındaki insanı kukla gibi istediklerine göre şekillendirme çabasındalar. Ancak onların birer insan olduklarını, hata yapan, kendi kararlarını veren bir birey olduklarını unutuyorlar. Temel bir gerçek var ki, bir insanı popüler yapmak onun hayatının tapusunu satın almak anlamına gelmiyor.
Dijital çağın getirdiği o kontrolsüz güç insanların empati yeteneğini köreltiyor. Asıl mevzu; sanatçıyı sanatıyla, oyuncuyu rolüyle ve sporcuyu performansıyla değerlendirmemiz gerektiğini öğrenmeliyiz.
Sosyal medya her kapıyı açma imkanı verebilir ancak bize başkalarının hayatının sınırlarını çiğneme hakkı vermiyor. Unutulmamalı ki, ekranların arkasındaki o hayatların sahipleri de herkes kadar özgür ve hiçbirimiz daha fazla beğenilmek için hayatımızın direksiyonunu başkalarına devretmek istemeyiz.

Haber: Meryem Veli