Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bazen bir aşkın içinde kaybolmaktan ziyade, hiç başlamayan bir aşkın hayalinde yıllarca dolanırız. Hayalini kurduğumuz işe kabul edilmediğimizde ya da tam olacakken kapılar kapandığında içimize bir hüzün yerleşir. Söylemek istediğimiz tek cümle, gönlümüzde sessizce yaşamaya devam eder.
İnsan garip bir varlık.
Yaşanan acılar zamanla kapanır, ayrılığın tarihi hafızadan silinir. Kaybettiğimiz işlerin üzerinden yıllar geçer, Kırıldığımız dostluklar bile zamanla hafızada güzel anılara dönüşür.
Ama hiç yaşanmamış olayların, duyguların, insanların tarihi yoktur. Çünkü onlar başlamaz ve dolayısıyla sona ermez.
Belki de hayatta en çok yorulduğumuz şey, yaşadıklarımız değil de yaşayamadığımız ihtimallerdir.
“Ya söyleseydim?”
“Ya o şehirde kalsaydım?”
“Ya sınava tekrar girseydim?”
“Ya cesaret etseydim?”
“Ya deneseydik?”
İnsan zihni, cevabını öğrenemeyeceği sorulara takılı kalır. İhtimallerin içinde hep bir umut barındırır ve bu umut, bazen gerçekle kıyaslandığında daha güçlü hissettirir.
Bana göre yaşanmayan ihtimalleri anlatan Gece Yarısı Kütüphanesi etkileyici bir kitaptır. Kitabın kahramanı, hayatında verdiği ya da veremediği kararların ardından farklı hayatları deneyimler. Her seçimle bambaşka bir yaşam başlar: Bu yaşamların birinde çok başarılı, birinde çok zengin, bir diğerinde tam da hayal ettiği gibi çok aşıktır. Ama her hikayenin başlangıcında karakter, kendi kafasındaki yaşamak istediği durumları yaşamış olsa bile hikayenin sonunda başka ihtimallerle ve kayıplarla yüzleşir.
İlk anda “Demek ki doğru seçimi yapamamışım.” diye düşünülebilir. Ancak kitap, bize her ihtimalin kendi sevinci kadar yükünü de taşıdığını anlatır.
Hiçbir hayat kusursuz değildir.
Biz sadece uzaktan baktığımız ancak yaşayamadığımız ihtimallerin aydınlık yüzünü görürüz; içeride kopan fırtınaları bilemeyiz.
Belki de bu yüzden hiç yaşanmayan hayatlar, olaylar daha cazip gelir. Çünkü onların hayal kırıklıklarını yaşamadık, anlaşmazlıklarını görmedik, yoruldukları günlere tanık olmadık. Eksik yönlerini bilmiyoruz. Biz aslında sadece hayalini kuruyoruz. Oysa gerçek hayat bence bu kadar pürüzsüz ve toz pembe değil.
Belki o aşk birkaç ay sonra bitecekti.
Belki kovalandığımız iş umduğumuz kadar iyi olmayacaktı.
Belki gitmek istediğimiz şehir düşündüğümüz kadar bize ait hissettirmeyecekti.
Bunu asla bilemeyeceğiz….
Çünkü yaşanmamış ihtimaller kafamızda daima eksik kalır, tamamlanmaz, sonunu yaşanmadığımız için bilemeyiz. Ancak yine de bu yaşanmamışlığı küçümsememek gerekir.
İnsan sadece kaybettiklerinin değil, sahip olamadıklarının da yas tutar. En sessiz yas, hiç başlamamış hikayeler içindir. Kimseye görünmez, bilinmez. Dışarıdan her şey normal gözükebilir ama insanın içinde, hiç açılmamış bir kapının önünde bekleyen bir taraf hep bulunur.
Hayatın doruk noktası belki de tüm yaşanmamış ihtimallerin peşinden gitmek değil; seçtiğimiz yolu eksikleriyle, kusurlarıyla yaşamayı kabullenmektir.
Çünkü seçmediğimiz her yol uzaktan daha güzel ve cazip görünür.
Ama gerçek yaşam, yürüdüğümüz yoldadır.
Ve bazen ihtiyacımız olan şey, başka hayatları hayal etmek yerine kendi hayatımıza biraz daha şefkatle bakabilmektir.
Çünkü belki de en güzel ihtimal, tam da şu an yaşadığımız hayattır.
Belki de büyümek, biraz da bütün ihtimallerin gerçekleşmeyeceğini kabul etmektir.
Her “keşke”yi sırtımızda taşımadan yürümeyi öğrenmektir.
Çünkü hayat, seçtiklerimiz kadar seçemediklerimizden de oluşur.