Geçmişte önemli kararlar alırken insanlar günlük koşulları göz önünde bulundururdu. Örneğin, bir iş görüşmesi için uygun gün seçilir, saç kesimi için saçımızın durumuna göre tarih seçilir, nikâh tarihi ailelerin programlarıyla uyumlu olacak şekilde belirlenir ve yatırım yapılacaksa piyasa durumu izlenirdi. Günümüzde ise bu kararların önüne yeni bir soru çıkmış durumda:
“Bugün uygun bir gün mü?”
Bu sorunun yanıtı artık birçok kişi için takvimde değil, sosyal medyadaki astroloji paylaşımlarında aranıyor.
Son yıllarda Merkür retrosu, Ay’ın boşlukta olması ya da diğer gezegen hareketleri günlük yaşantının bir parçası hâline geldi. Nikâh tarihlerinden iş sözleşmelerine, ev alımından şirket kurulmasına, sınav başvurularından önemli e-postaların gönderilmesine kadar pek çok konuda “Bugün yapmayın.”, “Biraz bekleyin.” ya da “Şu tarihten sonra imza atın.” şeklindeki öneriler milyonlarca kişiye ulaşıyor.
Tam da bu noktada toplum iki farklı bakış açısıyla bölünüyor.
Bir grup, astrolojinin kendilerine rehberlik ettiğine inanıyor. Onlara göre gökyüzündeki hareketler enerjiyi etkiliyor ve bunları dikkate almak, olası olumsuz durumların önüne geçebiliyor.
Diğer grup ise bunun ne olursa olsun net bir temeli olmadığını savunuyor. Bu gruptaki insanlara göre hayattaki yönün; bilgi, planlama, emek ve doğru zamanlamayla belirlenebileceğini, yorumların insanların kaygılarını arttırabileceğini ve aynı zamanda gereksiz ertelemelere yol açabileceğini düşündürüyor.
Özünde tartışmanın merkezinde bence astrolojiden daha büyük bir konu var: Belirsizlik.
Çünkü önemli kararlar her zaman risk taşır. Yeni bir işe başlamak, yatırım yapmak, bir sözleşme imzalamak, taşınmak ya da evlenmek gibi… Hiçbirinin sonucunu önceden kesin olarak bilmek mümkün değildir. İnsan ise doğası gereği belirsizlikten hoşlanmaz. Bu nedenle bazıları gökyüzünde işaret ararken, bazıları yalnızca kendi planlarına ve akıllarına güvenmeyi tercih eder.
Bence sosyal medyanın etkisi de tam bu noktada devreye giriyor. Bir astrologun yaptığı paylaşım, binlerce kişinin planını değiştirebiliyor. Kimi iş görüşmesini erteliyor, kimi yatırımını bekletiyor, kimi de aylar öncesinden belirlediği tarihte kararsız kalıyor. Aynı gönderinin altındaki yorumlarda ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Birileri “Beni hep kurtardı.” derken, diğerleri ise “Hayatımızı artık algoritmalar ve gezegen yorumları mı yönetecek?” diye sorguluyor.
Belki de asıl mesele astrolojiye inanıp inanmamak değildir. Esas mesele, kendi kararlarımızın sorumluluğunu kime bıraktığımızdır.
İnsanlar elbette istedikleri düşünce sistemine inanmakta özgürdür. Astrolojiyi bir rehber olarak gören de olabilir, tamamen reddeden de. Ancak hayatımızdaki dönüm noktalarında tek bir paylaşımın ya da yorumun belirleyici olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Çünkü bazen doğru zaman gökyüzünün işaret ettiği an olmayabilir. Bazen doğru zaman; hazırlığın tamamlandığı, emeğin karşılığının görüldüğü ve insanın kendini gerçekten hazır hissettiği andır.
Belki de cevap ne tamamen yıldızlardadır ne de onları tamamen görmezden gelmektedir. Asıl cevap belki de, inançlarımızla akılcı değerlendirmelerimiz arasında kurabildiğimiz dengede saklıdır.