Jeffrey Epstein dosyası, 2026 yılı itibarıyla ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı 3 milyon sayfalık yeni arşivle birlikte, küresel bir suç ağının karanlık detaylarını gün yüzüne çıkardı. Bu belgeler, sadece Epstein’ın kişisel suçlarını değil; siyasetçilerden teknoloji devlerine kadar uzanan bir “şantaj ve istismar” ağını işaret ediyor.
Epstein Adası (Little Saint James), Karayipler’deki ABD Virgin Adaları’nda bulunan, kamuoyunda “Pedofili Adası” olarak anılan özel bir mülktür.
Merkez Üs: Epstein’ın reşit olmayan çocukları dünyanın dört bir yanından buraya getirdiği, sistematik olarak istismar ettiği ve yüksek profilli misafirlerine “sunduğu” iddia edilen suç merkezidir.
Lolita Express: Çocukların adaya taşınmasında kullanılan özel uçağın adıdır.
Süreç: 2008’de ilk kez çocuk istismarı suçlamasıyla gündeme gelen Epstein, 2019’da insan ticareti suçundan tutuklanmış ve yargılanmayı beklerken hücresinde ölü bulunmuştur (resmî kayıtlara göre intihar).
Evet, yayımlanan belgelerde Türkiye ile bağlantılı hem mağdur hem de “iletişimde bulunulan” isimlere dair ciddi iddialar yer almaktadır.
Banu Küçükköylü: Belgelerde bir mağdur olarak adı geçmektedir. Ancak B.K. (Banu K.) ismiyle anılan şahıs, resmî ifadesinde bu kişinin kendisi olmadığını, sadece bir isim benzerliği olduğunu savunmuştur. Florida değil Kaliforniya’da yaşadığını belirterek mahkeme kararıyla bu durumu kanıtlamaya çalışmıştır.
Turabi Fırat: Uçuş kayıtlarında adı geçtiği iddia edilen bir diğer isimdir. Fırat da Epstein ile hiçbir bağlantısı olmadığını ve iddiaların asılsız olduğunu belirtmiştir.
Ahmet Mücahit Ören: İhlas Holding CEO’sunun, 2004 yılında Epstein’ın suç ortağı Ghislaine Maxwell ile e-posta üzerinden yazışmalarının olduğu iddiaları belgelerde yer almaktadır.
Antalya / Rixos İddiası: Belgelerde, 2017 yılına ait bir e-postada, Epstein’ın Rus pasaportlu bir “masaj terapistini” eğitim alması için Antalya’daki Rixos Otel’e göndermek istediği, otel sahibi Fettah Tamince’nin de buna onay verdiği yönünde ifadeler olduğu iddia edilmiştir.
En sarsıcı iddia, 1999 Marmara Depremi sonrası kaybolan bazı çocukların, bu şebeke aracılığıyla ABD’ye kaçırıldığı ve istismar ağına dahil edildiğidir. Bu iddia, Şubat 2026’da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine soru önergesiyle taşınmıştır.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturması: 4 Şubat 2026 tarihinde, özellikle İYİ Parti ve CHP’li vekillerin gündeme getirdiği “çocuk kaçırma” iddiaları üzerine resmî bir soruşturma başlatılmıştır.
Takipsizlik Kararları: 2025 yılında yapılan bazı suç duyuruları “somut delil yetersizliği” gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlanmıştı. Ancak 2026’daki yeni belge ifşaları, savcılığın dosyayı yeniden ve daha kapsamlı bir şekilde açmasına neden oldu.
HABER: Hatice ÇELİKEL
Kaynak: Haber Merkezi