Modern hayatın getirisi olduğu düşünülen stres, vücutta sessiz bir yıkım oluşmasına sebep oluyor. Bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilere göre stres sadece ruh halimizi değil, tüm organlarımızı doğrudan yıpratıyor.
Gün içinde yaşadığımız stres, vücudun hayatta kalma odaklı biyolojik alarmını devreye sokuyor. Beyin algıladığı stres karşısında, böbreküstü bezlerinden adrenalin ve kortizol salgılamaya başlıyor. Kalp atışı ve kan basıncı yükselirken kasların gerilmesine sebep oluyor. Araştırmalar, kronik stresin vücudun hemen hemen tüm süreçlerini bozduğunu ve aşırı yıpranmaya yol açtığını belirtiyor. Stresin süresinin, hasarın boyutunu belirleyen en kritik faktör olduğunu da vurguluyor.
Sadece organlara değil hücrelere de zarar veren stres, erken yaşlanmayı tetikliyor olabilir. Kromozomların uçlarını koruyan telomerler, stres altında daha hızlı kısalarak kritik seviyeye ulaştığında hücreler artık bölünemez bir hal alıyor ve ölüyor. Bu durum da erken yaşlanmanın en temel sebepleri arasında yer alıyor.
Güçlü sinir ağı ve beyinle kurduğu iletişim nedeniyle vücudun ikinci beyni olarak görülen bağırsaklar, strese karşı oldukça duyarlıdır. Uzmanlar, stresin bağırsaktaki yararlı bakteri çeşitliliğini bozmasının yanında, sadece sindirimi değil ruh halini de etkilediğini vurguluyor.
Cildin su tutma yeteneğini azaltan stres, kuruluk, pullanma ve hassasiyet gibi istenmeyen sonuçlara sebep olabiliyor. Uzmanlar kortizol seviyesinin artması sonucunda kolajen ve hyalüronik asit sentezinde azalma gözlemlenebileceğini belirtiyor. Bu durum da cildin matlaşmasına ve kırışıklıkların beklenenden erken oluşmasına sebep oluyor.
Kronik stres altında vücudun karar verme mekanizmasında gerileme ve aşırı unutkanlık gözlemlenebileceğini belirten uzmanlar, aynı zamanda şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara da zemin hazırlayabileceği konusunda uyarıyor.
Hilal Sevinç