İnsanlık tarihi boyunca neredeyse bütün büyük medeniyetler aynı sorunun etrafında dolaştı: İnsan nasıl terbiye edilir?
Dinler, felsefeler, tasavvuf ekolleri, Budist öğretiler, Stoacı düşünce, kadim Anadolu bilgeliği, Çin’in Tao geleneği… Hepsinin ortak bir kaygısı vardı. İnsan doğasında bulunan bazı eğilimleri sınırlamak.
Hırsı dizginlemek.
Öfkeyi kontrol etmek.
Kıskançlığı azaltmak.
Şehveti yönetmek.
Bencilliği törpülemek.
Vesveseyi susturmak.
Nefsi terbiye etmek.
Çünkü kadim dünyaya göre insanın içindeki her istek, özgür bırakıldığında onu daha mutlu değil, daha da esir hale getirebilirdi.
İşte tam bu noktada insanlık tarihinde yeni bir döneme girdik.
Ve belki de ilk kez bir teknoloji, insanın iç dünyasını sınırlamak yerine onu tamamen serbest bırakmaya başladı.
Canınız sıkılıyor mu?
Yapay zekâ sizinle konuşuyor.
Öfkeli misiniz?
Sizi dinliyor.
Haklı olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Çoğu zaman sizi yargılamadan anlamaya çalışıyor.
Bir hayaliniz mi var?
Onu birkaç saniye içinde görsele, videoya, romana dönüştürüyor.
Yüzyıllardır insanın içindeki arzuları kontrol etmeye çalışan sistemlerin aksine, yapay zekâ arzuların önünü açıyor.
Belki de tarihte ilk kez insan, zihninin sınırlarına bu kadar kolay ulaşabiliyor.
Fakat burada büyük bir soru beliriyor:
Kadim kültürler insanın kendi kendisine her zaman güvenilemeyeceğini düşünüyordu. Bu yüzden kurallar koydular, ahlak inşa ettiler, ibadetler geliştirdiler, nefis terbiyesi öğrettiler.
Çünkü insan sadece akıldan oluşmuyordu.
Aynı zamanda tutkudan, korkudan, arzudan ve zaaflardan oluşuyordu.
Bugün ise yapay zekâ ile birlikte yeni bir paradigma ortaya çıkıyor.
“İstediğin kişi ol.”
“İstediğin hayatı kur.”
“İstediğin kimliği seç.”
“İstediğin dünyayı tasarla.”
Bu kulağa son derece özgürlükçü geliyor.
Fakat özgürlüğün karşısında artık başka bir soru duruyor:
Belki de önümüzdeki yılların en büyük tartışması teknoloji değil, insan olacak.
Çünkü yapay zekâ artık yalnızca sorularımıza cevap vermiyor.
Karakterimizi şekillendiriyor.
Hayallerimizi büyütüyor.
Yalnızlığımıza eşlik ediyor.
Kararlarımızı etkiliyor.
Ve fark etmeden bize şunu fısıldıyor:
“İçindeki her şeyi yaşayabilirsin.”
Oysa insanlık tarihi başka bir cümle üzerine kurulmuştu:
“İçindeki her şeyi yaşayabilirsin, ama her şeyi yaşamalı mısın?”
Yapay zekâ çağının asıl sınavı burada başlıyor.
Mesele makinelerin ne kadar akıllı olduğu değil.
Mesele, insanın kendi nefsinden daha güçlü olup olmayacağıdır.
Tülay Ataman
Heyhaber Köşe Yazarı