Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının toplum nezdindeki değeri, özellikle kriz dönemlerinde daha net ortaya çıkıyor.
Depremler, yangınlar, sel felaketleri ve ekonomik zorluklar karşısında vatandaşlar, yardım kuruluşları aracılığıyla dayanışma göstermeyi tercih ediyor. Son yıllarda bu alanda en fazla dikkat çeken yapılardan biri ise Ahbap Derneği oldu.
Sanatçı Haluk Levent’in öncülüğünde faaliyetlerini sürdüren Ahbap, özellikle 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yürüttüğü yardım çalışmalarıyla geniş kitlelerin takdirini kazandı. Milyonlarca liralık bağış toplandı, binlerce gönüllü sahada görev aldı ve dernek, afet dönemlerinde en çok konuşulan sivil toplum kuruluşlarından biri haline geldi.
Ancak kamuoyunda görünürlüğü yüksek olan her kurum gibi Ahbap da zaman zaman eleştirilerin, iddiaların ve tartışmaların odağında yer aldı. Son dönemde gündeme gelen bazı soruşturma ve inceleme haberleri, sosyal medyada farklı yorumların yapılmasına neden oldu. Konuyla ilgili hem resmi makamlar hem de dernek yetkilileri çeşitli açıklamalarda bulundu.
Bu noktada gazeteciliğin temel ilkelerinden biri hatırlanmalıdır: Bir iddianın varlığı, o iddianın doğrulandığı anlamına gelmez. Aynı şekilde bir açıklama da tek başına tüm soru işaretlerini ortadan kaldırmayabilir. Kamuoyunun sağlıklı bilgiye ulaşabilmesi için süreçlerin şeffaf biçimde yürütülmesi ve hukuki mekanizmaların işlemesi gerekir.
Aslında tartışmanın merkezinde yalnızca Ahbap veya Haluk Levent bulunmuyor. Daha geniş açıdan bakıldığında konu, Türkiye’de yardım kuruluşlarına duyulan güvenle doğrudan ilişkilidir.
Vatandaşlar bağış yaparken doğal olarak bazı soruların cevabını bilmek ister. Toplanan kaynaklar hangi projelerde kullanılıyor? Harcamalar nasıl denetleniyor? Bağımsız denetim raporları kamuoyuyla ne ölçüde paylaşılıyor? Bu sorular yalnızca Ahbap için değil, faaliyet gösteren tüm dernek ve vakıflar için geçerlidir.
Günümüzde dijital iletişim çağında güven, yalnızca iyi niyet beyanlarıyla değil; düzenli raporlama, açık veri paylaşımı ve hesap verilebilirlik ilkeleriyle inşa ediliyor. Kamuoyunun beklentisi de tam olarak bu noktada şekilleniyor.
Öte yandan sosyal medya ortamında dolaşıma giren doğrulanmamış bilgilerin, hem kurumlara hem de toplumsal dayanışma kültürüne zarar verebildiği de unutulmamalıdır. Bu nedenle iddiaların araştırılması kadar, doğruluğu kesinleşmemiş bilgilerin temkinli değerlendirilmesi de önem taşıyor.
Sonuç olarak Ahbap Derneği ve Haluk Levent etrafında yürüyen tartışmaların nihai değerlendirmesini ilgili kurumlar ve hukuk süreçleri yapacaktır. Ancak bu süreçten bağımsız olarak ortaya çıkan temel gerçek şudur: Yardım kuruluşlarının en büyük sermayesi topladıkları bağış miktarı değil, toplumun kendilerine duyduğu güvendir.
Bu güvenin korunmasının yolu ise şeffaflık, hesap verilebilirlik ve doğru bilgilendirmeden geçmektedir. Çünkü güvenin güçlendiği bir ortamda yalnızca kurumlar değil, toplumsal dayanışma da güçlenir.
Tuna TOKUÇ 14.07.2026