Ramazan ayının ilk günüyle birlikte, bilim dünyasının oruç üzerine yaptığı güncel araştırmalar yeniden gündeme geldi. Modern tıp dünyasında “aralıklı açlık” (intermittent fasting) olarak da popülerleşen orucun, vücut üzerinde adeta bir “fabrika ayarlarına dönme” etkisi yarattığı belirtiliyor.
Oruç tutmanın en çarpıcı etkilerinden biri, Nobel ödüllü araştırmalara konu olan otofaji sürecini başlatmasıdır. Uzun süreli açlık sırasında vücut, enerji bulmak için içerideki hasarlı hücreleri, atık proteinleri ve yaşlanmış dokuları yakmaya başlar. Bu, vücudun kendi kendini hücresel düzeyde süpürmesi anlamına gelir.
Düzenli oruç, kötü kolesterol (LDL) ve trigliserid seviyelerini düşürürken kan basıncını (tansiyon) dengeler. Uzmanlar, bir ay boyunca sindirim sisteminin dinlenmesinin damar sertliği riskini azalttığını ve kalp üzerindeki yükü hafiflettiğini vurguluyor.
Açlık süresince kan şekeri stabilize olur ve insülin seviyeleri düşer. Bu durum, özellikle modern çağın hastalığı olan insülin direncini kırmak ve Tip 2 diyabet riskini minimize etmek için en doğal yöntemlerden biri olarak kabul ediliyor.
Araştırmalar, oruç tutmanın beyinde BDNF (Beyin Türevli Nörotrofik Faktör) adlı proteinin üretimini artırdığını gösteriyor. Bu protein, yeni sinir hücrelerinin oluşumunu destekleyerek zihni berraklaştırıyor, odaklanmayı artırıyor ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara karşı koruma kalkanı oluşturuyor.
Sindirim sisteminin 14-16 saat boyunca mola vermesi, karaciğerin glikojen depolarını boşaltmasına ve depolanmış yağları enerjiye dönüştürmesine yardımcı olur. Bu süreç, özellikle hareketsiz yaşam nedeniyle oluşan karaciğer yağlanmasının tedavisinde kritik rol oynar.
HABER: Hatice ÇELİKEL
Kaynak: Haber Merkezi