Bir turist Singapur’a ilk indiğinde genelde aynı şeyi sorar: Burası gerçek mi? Sokaklarda çöp yok, trafik akıyor, herkes sırayla bekliyor. Birçok kişi için bu, alışılmışın bayağı dışında bir manzara. Ve bu izlenim tesadüf değil. Singapur’un düzeni, yıllardır süren sıkı yasal düzenlemelerin, kentsel planlamanın ve devlet eliyle yürütülen bir kültür inşasının sonucu. Üstelik bunun karşılığını da hem refah hem turizm olarak fazlasıyla alıyorlar.
2025 yılında yapılan kapsamlı bir uluslararası analizde Singapur, dünyanın en temiz şehri ilan edildi. Amerikalı bir araştırma şirketinin Numbeo ve Atlas D-Waste gibi veri kaynaklarıyla yürüttüğü çalışmaya göre kullanıcılar şehrin sokak temizliğine 100 üzerinden 91 puan verdi; bu, analiz edilen tüm şehirler arasındaki en yüksek puandı. Bu sıralamada Singapur’u sırasıyla Kopenhag ve Prag izledi.
Dünyanın en büyük yaşam kalitesi veritabanlarından Numbeo da Singapur’u düzenli olarak kamusal temizlikte ilk üç şehir arasına, çoğu zaman da birinci sıraya koyuyor. Ayrı bir araştırmada Singapur, eSIM sağlayıcısı Holafly’ın 2025 “dünyanın en rahatlatıcı şehirleri” listesinde San Diego’nun ardından ikinci sırada yer aldı; hava kalitesi, yeşil alan erişimi ve trafik koşulları bu sıralamadaki belirleyici kriterler arasındaydı.
Singapur’un temizlik politikası tesadüfen oluşmadı. “Keep Singapore Clean” (Singapur’u Temiz Tut) kampanyası, ülkenin bağımsızlığını kazanmasından sadece üç yıl sonra, 1968’de başlatıldı. O tarihten bu yana çöp atma, sokağa tükürme, hatta sakız çiğneme gibi davranışlar ya yasaklandı ya da ağır şekilde para cezasına bağlandı. Çevre Koruma ve Yönetim Yasası, yetkililere bu kuralları uygulama konusunda geniş yetki tanıyor. Yani bu, son yıllarda hızla oturtulmuş bir yasal çerçeve değil; yılların biriktirdiği sosyolojik bir geçmişin, neredeyse bir kültür meselesine dönüşmüş halinin sonucu.
Bu sertlik bazı ziyaretçilere abartılı gelse de arka planında pratik bir gerekçe var: Singapur’un sıcak ve nemli iklimi, hijyen sorunlarına zemin hazırlayabiliyor. Otoriteler temizliği bu yüzden sadece estetik değil, halk sağlığı meselesi olarak da ele alıyor. Ne kadar sert görünürse görünsün, aslında bütün bu kuralların temelinde bulunduğu coğrafyaya adaptasyon ve halk refahı yatıyor.
Şehrin görünür düzeninin bir kısmı da kentsel planlamadan geliyor. Onlarca yıldır tutarlı şekilde uygulanan imar politikaları, zamanla şehrin hem düzenli hem yaşanabilir bir görünüme kavuşmasını sağladı. Bunun yanında, gözle görünmeyen ama sürekli çalışan bir temizlik iş gücü de şehrin bu görüntüyü korumasında kritik rol oynuyor; sokaklarda her gün çalışan binlerce temizlik personeli bu sistemin görünmeyen omurgasını oluşturuyor.
Atık yönetimi tarafında Singapur, dünyanın en gelişmiş sistemlerinden birine sahip. Evsel atığın büyük bölümü yakılıyor, geriye kalan kül ise Semakau adı verilen yapay bir adanın oluşturulmasında kullanılıyor. Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı verilerine göre Singapur, kısıtlı alanına ve yüksek kentleşme oranına rağmen yaklaşık yüzde 60’lık bir geri dönüşüm oranına ulaşmış durumda. Ülkenin 2030 hedefi ise “sıfır atık ulus” konumuna gelmek.
Su yönetimi de aynı titizlikle yürütülüyor. NEWater adı verilen ileri arıtma teknolojisiyle atık su, içilebilir kaliteye getiriliyor; bu da hem sürdürülebilirliği hem de kirliliğin azaltılmasını sağlıyor.
Tabii ki hayır. Singapur’da temizlik ve düzen, küçük yaştan itibaren işlenen bir toplumsal alışkanlık haline getirilmiş durumda. Okullarda, işyerlerinde ve toplum gruplarında hijyen ve geri dönüşüm üzerine düzenli kampanyalar yürütülüyor. Bu da vatandaşların temizliği yalnızca devletin değil, herkesin sorumluluğu olarak görmesini sağlıyor.
Sosyal medyada Singapur’u ziyaret eden turistlerin şehrin düzenine dair yorumları da benzer bir tabloyu doğruluyor. Yerel kullanıcılar, görünürdeki sakinliğin büyük ölçüde tutarlı uygulanan imar politikalarından ve arka planda çalışan temizlik ekiplerinden kaynaklandığını vurguluyor. Şehrin “az yoğun” hissettirmesinin nedeni de düşük trafik sıkışıklığı olarak gösteriliyor.
Singapur’un düzeni; sert yasalar, kararlı kentsel planlama, ileri teknolojili atık ve su yönetimi ile toplumsal alışkanlık inşasının bir araya gelmesinden doğuyor. Bu kombinasyon, şehri turistler için “gerçek mi bu?” dedirten bir vitrine dönüştürürken, aynı zamanda yoğun kentleşmeyle baş etmek isteyen diğer şehirlere de somut bir model sunuyor.
Bütün bunlara bakınca ortaya çıkan tablo sadece yılların verdiği ekolojik bir uyum değil; aynı zamanda sosyolojik olarak bütünsel bir çalışmanın ürünü. Halkın bu düzene adapte olmasının tek sebebi yasaların varlığı değil. Eğitim politikaları, hukukun üstünlüğü ve daha pek çok alandaki politikanın istikrarlı ve etkili bir şekilde uygulanması, bugünkü tabloyu ortaya çıkaran asıl unsurlar.
Haber: Emre Baydar