Ali ve küçük kardeşi Leyla için gökyüzü artık bulutların değil, demir kuşların ve onların ardında bıraktığı beyaz, korkutucu çizgilerin yeriydi. Şehrin dar sokaklarında yankılanan o ağır uğultu başladığında, oyunlar yarım kalır, nefesler tutulurdu. Ali, kardeşinin korkudan titreyen ellerini tutarken ona hep aynı yalanı söylerdi: “Korkma Leyla, devler sadece horluyor.” O akşam, yıkık dökük tavan arasında buldukları eski, sarı bir kağıt parçası ve birkaç çıtayla ilk hayallerini kurdular: Bir uçurtma yapacaklardı.
Uçurtmayı yapmak için malzeme bulmak, harabeler arasında bir hazine avına çıkmak gibiydi. Ali, terk edilmiş bir kırtasiyenin enkazından bir parça ip ve mavi bir naylon bulmayı başardı. Mavi, özledikleri denizin ve artık göremedikleri huzurlu gökyüzünün rengiydi. Akşam karanlığında, mum ışığının titrek aydınlığında mavi naylonu çıtalara gerdiler. Leyla, üzerine küçük bir güneş resmi çizdi. O an, dışarıdaki patlama sesleri, odadaki yapıştırıcı kokusunun gerisinde kalmıştı.
Ertesi gün, rüzgar sanki onlara yardım etmek istiyormuş gibi sert esiyordu. Binanın çatısına çıktılar. Şehir, aşağıda yaralı bir dev gibi yatıyordu. Ali, mavi uçurtmayı rüzgara bıraktı. Uçurtma yükseldikçe, Leyla’nın yüzündeki o tozlu keder yerini bir parıltıya bıraktı. Ancak tam o sırada, uzaktan o tanıdık uğultu duyuldu. Gerçek demir kuşlar yaklaşıyordu. Ali, uçurtmanın ipini sıkıca sardı; sanki o ip koparsa, dünyadaki son güzel şey de uçup gidecekmiş gibi hissediyordu.
Siren sesleri şehri yardığında, kendilerini sığınağın nemli karanlığına attılar. Ali, mavi uçurtmayı göğsüne bastırmıştı. Karanlıkta ağlayan diğer çocuklara uçurtmayı gösterdi. “Bu sadece bir oyuncak değil,” dedi fısıldayarak. “Bu bir sinyal. Gökyüzündeki devlere, burada hala oyun oynamak isteyenlerin olduğunu söylüyor.” O gece sığınakta, bomba seslerinin ritmiyle değil, Ali’nin anlattığı “Uçurtmalar Ülkesi” masalıyla uykuya daldılar.
Sabah olduğunda dışarı çıktılar. Gökyüzü o gün tuhaf bir şekilde sessizdi. Ali ve Leyla, dünkü uçurtmayı bu sefer şehrin en yüksek tepesine çıkardılar. Rüzgar uçurtmayı göğe çekerken, Ali ipi yavaşça gevşetti ve sonunda tamamen bıraktı. Mavi uçurtma, yıkıntıların üzerinden süzülüp ufka doğru ilerledi. Leyla sordu: “Nereye gidiyor abi?” Ali gülümsedi ve kardeşinin omzuna kolunu attı: “Barışın henüz gelmediği yerlere haber vermeye gidiyor. Bizim hala burada olduğumuzu ve beklediğimizi söyleyecek.”
Hatice ÇELİKEL