Kalp Kırıklığı Gerçekten Öldürebilir mi? Bilimsel Araştırma Şaşırtan Sonuçları Ortaya Koydu

Kalp Kırıklığı Gerçekten Öldürebilir mi? Bilimsel Araştırma Şaşırtan Sonuçları Ortaya Koydu
Yayınlama: 02.08.2025
A+
A-

Danimarkalı bilim insanlarının 10 yıllık araştırması, kalp kırıklığının sadece bir deyim olmadığını, yoğun yas yaşayanların ölüm riskinin önemli ölçüde arttığını gösterdi. Uzmanlar, bu durumun ciddiyetine dikkat çekerek psikolojik desteğin önemini vurguluyor.

Kalp Kırıklığı Gerçekten Öldürebilir mi? Bilimsel Araştırma Şaşırtan Sonuçları Ortaya Koydu

Ankara – Gözünüzden bir damla yaş süzülürken, içinizde kopan fırtınaların sadece ruhunuzu değil, bedeninizi de sarstığını biliyor muydunuz? Danimarkalı bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma, aşk acısının, bir yakının kaybının ya da derin bir üzüntünün sadece birer “mecaz” olmadığını, tam anlamıyla hayati tehlike yaratabileceğini ortaya koydu. On yıl süren bu titiz çalışma, “kalp kırıklığı” dediğimiz o dayanılmaz duygunun, gerçekten de insanı ölüme sürükleyebileceğini gösteriyor.

Yakın Kaybı ve Artan Ölüm Riski: Araştırma Ne Diyor?

Araştırmaya göre, sevdiği birini kaybeden ve uzun süre boyunca yoğun yas belirtileri gösteren kişilerde, bu duyguyu daha hafif atlatanlara kıyasla ölüm riski tamı tamına yüzde 88 oranında daha yüksek. Bu, neredeyse iki kat daha fazla risk anlamına geliyor. Peki, bu nasıl oluyor? Kalp kırıklığı gerçekten de kalbi mi durduruyor?

Araştırmacılar, bu sorunun cevabını ararken 2012 yılından bu yana yakınlarını kaybeden, ortalama 62 yaşındaki 1735 kişiyi mercek altına aldı. Bu kişilerin hayatlarındaki bu büyük kaybın, sağlıkları üzerindeki etkilerini yakından takip ettiler. Katılımcıların çoğu, hayat arkadaşını kaybetmişti. Yüzde 66’sı eşini, yüzde 27’si annesini veya babasını, yüzde 7’si ise çok yakın bir arkadaşını ya da sevdiği birini toprağa vermişti.

Yüksek Yas Belirtileri Gösterenlerde Tehlike Çanları

Araştırma sonucunda, katılımcıların yaklaşık yüzde 6’sının sürekli olarak yüksek düzeyde yas yaşadığı belirlendi. İşte bu grupta, ölüm riskinin diğerlerine göre belirgin bir şekilde arttığı görüldü. Sadece ölüm riski değil, bu kişilerin sağlık hizmetlerine başvurma sıklığı, psikiyatrik ilaç kullanma oranları ve terapi talepleri de ciddi oranda yükseldi. Sanki kalpleri kırıldıkça, bedenleri de iflas bayrağını çekiyordu.

Uzmanlardan Kritik Uyarı: Erken Teşhis ve Psikolojik Destek Hayat Kurtarır

Çalışmanın başındaki isim olan Dr. Mette Kjærgaard Nielsen, bu durumun vahametini şu sözlerle özetliyor: “Yüksek yas semptomları, kalp damar hastalıkları, intihar ve ciddi ruhsal bozukluklarla doğrudan bağlantılı. Ancak bu durumun ölüm riski üzerindeki etkileri bugüne dek yeterince dikkate alınmadı.” Nielsen, özellikle aile hekimlerinin bu konuda daha dikkatli olması gerektiğini vurguluyor. Risk altındaki bireyleri erken dönemde tespit ederek, onları psikolojik destek hizmetlerine yönlendirmenin hayati önem taşıdığını belirtiyor.

Sağlık Hizmetlerine Başvurularda Şaşırtıcı Artış

Araştırmaya göre, yüksek yas belirtileri gösteren kişilerin, kayıplarından sonraki üçüncü yıldan itibaren sağlık sistemine başvurma oranlarında adeta bir patlama yaşanıyor. Bu kişilerde konuşma terapisi ve psikolojik danışmanlık hizmeti alma oranı yüzde 186 artarken, antidepresan kullanımı yüzde 463 gibi inanılmaz bir oranda daha fazla. Kaygı giderici ilaçlara olan ihtiyaç da yüzde 160 oranında artış gösteriyor. Bu rakamlar, duygusal çöküntünün bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor.

Kalp Kırıklığı Artık Tıbbi Bir Gerçeklik: Ne Yapmalı?

Bu araştırma, duygusal kaybın fiziksel sağlığı doğrudan etkileyebileceğini ve yas sürecinin artık tıbbi takip gerektiren bir durum olarak ele alınması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Uzmanlar, özellikle ileri yaştaki bireylerin bu tür duygusal çöküntü dönemlerinde asla yalnız bırakılmaması gerektiğini belirtiyor. Onlara destek olmak, onları dinlemek, onlara umut vermek, belki de hayatlarını kurtarmak anlamına gelebilir.

Peki, bizler bu konuda neler yapabiliriz? Öncelikle, çevremizdeki insanlara karşı daha duyarlı olabiliriz. Bir yakınını kaybeden, zor günler geçiren bir arkadaşımıza, komşumuza ya da aile üyemize el uzatabiliriz. Onları dinleyebilir, onlara destek olabilir, onlara yalnız olmadıklarını hissettirebiliriz. Unutmayalım ki, bazen bir çift sıcak söz, bir bardak çay ve samimi bir gülümseme, en etkili ilaçtan bile daha faydalı olabilir.

Araştırmanın sonuçları, duygusal sağlığımızın fiziksel sağlığımızla ne kadar iç içe olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Kalbimizi korumak, sadece sağlıklı beslenmek ve spor yapmakla değil, aynı zamanda duygusal yaralarımızı sarmakla, sevdiklerimize sahip çıkmakla ve birbirimize destek olmakla da mümkün. Belki de en büyük servetimiz, sağlıklı bir kalp ve sevgi dolu bir çevredir.

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130