
Yaşadığımız tüketim çağında her şeyi hızla tüketiyoruz. Haberleri başlıklardan okuyor, videoları birkaç saniye içinde kaydırıyor, şarkıları sonuna kadar dinlemeden değiştiriyor, bazen arkadaşlıkları bile aynı hızla tüketiyoruz.
Yurt dışında çalıştığım stüdyoda eski bir müzik kutusu (jukebox) vardı. Bir gün istediğim şarkıyı seçmek için metal parayı içine attım ve numaraları girdim ama şarkı hemen çalmadı. Bir an sinirlendiğimi hatırlıyorum. Sonra bunun Spotify ya da kullandığım bir çalma listesi olmadığını fark ettim. Benden önce seçilen şarkının bitmesini beklemem gerekiyordu.
İşte o an ne kadar sabırsız olduğumu fark ettim. Çalan şarkının bitmesini bekleyemiyor, kendi istediğim şarkının hemen başlamasını istiyordum.
Sonra düşündüm. Eskiden insanlar bir şarkının çalınmasını beklerdi. Belki de o bekleyişin içinde ayrı bir heyecan vardı. O şarkıya ulaşmanın bir değeri vardı.
O an fark ettim ki artık sadece nesneleri değil, zamanı da tüketiyoruz.
Peki ya aşk?
Aşkı da aynı hızla tüketiyor olabilir miyiz?
İnsanlar birbirlerini henüz yeterince tanımadan çok büyük duygular ifade ediyor. Daha ilişkinin ilk günlerinde, birbirini neredeyse hiç tanımayan iki kişi büyük anlamlar yükledikleri cümleler kuruyor. Romantik gibi görünen bu hız gerçekten sağlıklı mı?
Tutku (lust) ile sevgi (love) aynı şey değildir.
Tutku hızlıdır. Yoğundur. Sabırsızdır. Karşı tarafı idealize eder ve her şeyi hemen aynı anda yaşamak ister.
Sevgi ise zaman ister. Keşfetmek ister. Sabırlıdır. Karşısındaki kişinin kim olduğunu anlamaya çalışır.
Bir ilişkiyi büyük yapan, ne kadar hızlı başladığı değil; zaman içinde birbirine ne kadar güven verebildiğidir.
Gerçek sevgi seni acele ettirmez. Kendi zamanını almanı, kendi hızında ilerlemeni ister.
Hızlı olmadığın için seni suçlu hissettirmez. Çünkü herkes farklıdır ve gerçek sevgi bunun farkındadır. Seni, diğer herkes gibi olmaya zorlamaz. Bir birey olduğunu, kendine özgü bir hızın, karakterin ve sınırların olduğunu bilir.
Hazır olmadığın şeyleri yapmaya zorlamaz. Sınırlarına saygı duyar. Bu sınırlar yüzünden sana “garip”, “zor” ya da “normal değilmişsin” gibi hissettirmez. Sürekli seni anlamanın ne kadar zor olduğunu hissettirmez. Kendini sorgulamana neden olmaz.
Gerçek sevgi seni sürekli kendi sınırlarının dışına çıkmaya zorlamaz. Çünkü insan, kendini güvende hissetmediği bir yerde olduğu gibi var olamaz.
Çünkü sevgi, insanı olduğu gibi kabul etmektir.
Çok erken yapılan gelecek planları, çok kısa sürede gösterilen yoğun ilgi ve bitmeyen iltifatlar her zaman sevgi anlamına gelmez.
Elbette her yoğun ilgi love bombing değildir. Ancak sevginin zaman içinde, birbirini tanıyarak ve güven inşa ederek gelişmesi çok daha sağlıklıdır.
Sürekli ilgi görmeye alıştığında, fark etmeden bunun karşılığını vermek zorunda hissedebilirsin. Bir süre sonra kendi sınırlarından ödün vermeye, konfor alanından çıkmaya, aslında hazır olmadığın şeyleri karşındaki kişiyi kaybetmemek için yapmaya başlayabilirsin. Üstelik o kişiye karşı duygular geliştirmeye başladıysan, bunu fark etmek çok daha zor hâle gelebilir.
Zamanla bu durum, seni suçlu hissettirmeye kadar gidebilir.
Love bombing, ilişkinin doğal akışını bozar. Gerçek yakınlık zamanla kurulması gerekirken, her şey olması gerekenden çok daha hızlı yaşanır.
Hissettiklerimizi konuşabilmek, beklentilerimizi ifade edebilmek, “hayır” diyebilmek ve sınırlarımızı çizebilmek sağlıklı bir ilişkinin temelidir.
Karşımızdaki kişiyi çok seviyor olabiliriz. Ama bu, kendi konfor alanımızdan vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmez.
Önce kendimize, bizi biz yapan değerlere ve sınırlarımıza saygı duymalıyız. Aynı saygıyı da karşımızdaki kişiden beklemeliyiz. Bunu yaparken kendimizi suçlu hissetmemeliyiz. Çünkü kendi iç huzurumuzu korumanın yolu da bundan geçer.
Çünkü sevgi, sınırları ortadan kaldırmak değil; o sınırların içinde birbirine güvenle yaklaşabilmektir.
Aşk, hayatımızdaki en önemli duygulardan biridir. İnsan sevmek ve sevilmek ister.
Ama bugün belki de ihtiyacımız olan şey daha hızlı sevmek değil; daha çok dinlemek, daha çok anlamak, birbirimizi gerçekten tanımak, bilinçli sevmek ve daha az acele etmektir.
Tüketmemiz gereken şey zaman değil; belki de bizi birbirimizden uzaklaştıran bu bitmek bilmeyen hızdır.