Bazen hayat, sırtımıza yüklediği binlerce görünmez paketle bizi dizlerimizin üzerine çökertir. Hani Yusuf Atılgan’ın o meşhur “eli paketlileri” vardır ya; biz kadınlar o paketleri sadece ellerimizde değil, ruhumuzda taşırız. İşimiz, evimiz, çocuklarımız, bitmek bilmeyen “mükemmel olma” zorunluluğumuz ve hep başkalarına yetişme telaşımız… Sonra bir sabah uyanırsınız ve içinizdeki o son mumun da söndüğünü hissedersiniz. İşte buna “tükenmişlik” diyorlar; ben ise buna “ruhun sessiz grevi” diyorum.
Tükenmek, bir camın aniden tuz buz olması gibi değildir. Daha çok, bir duvarın yıllarca sızdıran suyla içten içe çürümesi gibidir. Bir gün bakarsınız ki, o her şeye yetişen, herkesin yarasını saran kadın gitmiş; yerine aynada yabancı, yorgun ve gözlerinin feri sönmüş bir gölge gelmiş. Kimseye anlatamazsınız. Çünkü dışarıdan bakıldığında her şey “yolundadır.” Ama içeride, kimsenin duymadığı bir feryat kopmaktadır: “Ben neredeyim? Ben kime aitim?”
Ben o dip noktayı gördüm. Gökyüzünün griden başka renk sunmadığı, en sevdiğim kahvenin tadının bile kül gibi geldiği o sabahları yaşadım. Kendimi, kendi hayatımın figüranı gibi hissettiğim o anlarda anladım ki; tükenmişlik aslında bir son değil, ruhun “Artık kendin için bir şey yap!” deme biçimiymiş.
Yeniden ayağa kalkmak, öyle büyük kahramanlıklarla başlamıyor. Önce o ağır paketleri bir kenara bırakmayı öğrenmekle başlıyor. “Hayır” demenin o mucizevi gücünü keşfetmekle, mükemmel olmasak da yeterli olduğumuzu kabul etmekle… Bir kadının yeniden ayağa kalkışı, önce kendi elini tutmasıyla başlar. Başkalarına şefkat gösterirken kendimize neden bu kadar zalim olduğumuzu sorguladığımız o an, iyileşme başlar.
Bugün, o tozlu raflardan kendi hayallerimi indirdim. Belki yürüdüğüm yol hala engebeli, belki hala yoruluyorum; ama artık yorgunluğum bir tükenmişlikten değil, yaşamın içinde var olmanın tadından geliyor. Küllerinden doğmak sadece anka kuşlarına mahsus değil; her sabah omuzlarındaki yükü cesaretle bırakan, “Önce ben” demeyi öğrenen her kadının mucizesidir.
Unutma dostum; kırıldığın yerler, ışığın içeri girdiği yerlerdir. Ve bir kadın, bitti dediği yerden bin kat daha güçlü başlar hayata. Çünkü biz, sadece hayat vermeyi değil, kendimizi yeniden doğurmayı da biliriz.
Hatice ÇELİKEL