Bugün her sokakta al bayrakların gölgesinde umutlu sesler yükseliyor. 23 Nisan bizim için yalnızca resmi bir tatil değil. Bir milletin bağımsızlığını çocukların tebessümüne emanet ettiği, eşi benzeri görülmeyen bir vizyonun yıl dönümü. Çocukken 23 Nisan’ı heyecanla o gün gösterilecek sahne oyunlarını merakla beklerdim. O günkü heyecanım dün gibi aklımda.
Mustafa Kemal Atatürk, TBMM’nin açılışını çocuklarla taçlandırdı. Peki, neden? Bu sorunun cevabı aslında bir çocuğun dünyayı keşfettiği o ilk meraklı bakışta saklı diyebiliriz. Çünkü egemenlik, ancak onu yarınlara taşıyacak olanların hayalleri kadar büyük. Aslında dünyayı değiştiren her şey ilk önce bir çocuğun zihninde, o saf merakla başlıyor.
Bugün kendimize ilk sormamız gereken şey onlara nasıl bir dünya bıraktığımız sorusudur. Hızlı teknolojiler mi, yoksa özgürce koşabilecekleri parklar, korkusuzca paylaşabilecekleri fikirler ve kirlenmemiş bir doğa mı?
Bu 23 Nisan Bayramı’nı kutlarken içimizde bir sızı var. Daha geçtiğimiz günlerde Kahramanmaraş’taki saldırıyla hepimiz sarsıldık. En güvenli olması gereken okulda gördükleri saldırı bize acı bir gerçeği fısıldıyor: Çocuklara yalnızca bir bayram armağan etmek yetmez. Onlara şiddetten arınmış, korkusuzca yürüyebilecekleri bir dünya inşa etmeliyiz. Gerçek egemenlik, bir çocuğun, sokakta, okulda ve evinde kendini bütün olarak güvende hissetmesidir.
Her 23 Nisan’da sembolik olarak koltuklarımızı çocuklara devrediyoruz. Ama bu sadece bir günle kalmamalı. Bu bayram, çocukların gerçekten seslerini duyacağımız, onların haklarını koruduğumuz, o gözlerindeki ışığın hiçbir zaman sönmemesi için bize bir hatırlatıcı olsun.
İçimizdeki çocuğu hiçbir zaman kaybetmediğimiz ve çocukların “çocuk gibi” yaşayabildikleri bir dünya diliyorum.

Meryem Veli