“Belçika-İstanbul Sanat Köprüsü” sergisi Metrohan’da ziyaretçileriyle buluşuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen sergi, Belçika ve İstanbul arasında kültürel bağlar oluşturmayı hedefliyor. Sergideki Karl Talip Kara, Saar De Buysere, Aksu Güney ve Veerle De Smet’e ait eserleri Jeroen Demoen bir araya getiriyor.
“Belçika-İstanbul Sanat Köprüsü” sergisi farklı disiplinler üzerinden kültürlerarası bir etkileşim alanı sunuyor. Belçika ve İstanbul üzerinden kültürel bir diyalog kurarak ortak bir hafıza oluşturmayı hedefliyor. Serginin küratörü Jeroen Demoen, bu sergiyle Belçika ve İstanbul arasında kültürel ilişkiler kurmayı hedeflediğini ve İstanbul’dan Belçika’ya, Belçika’dan İstanbul’a bir sanatçı akışı oluşturmak istediğini belirtiyor.
Farklı kültürlerin, farklı eserlerin ve farklı tarzların bir arada olduğu bu sergide çeşitlilik öne çıkıyor. Geçmiş ve bugün, doğa ve insan, bellek ve dönüşüm arasında katmanlı bir ilişki kuran sergi 20 Mayıs’a kadar kapılarını açık tutacak.

Saar De Buysere sergide doğanın ağırlığını ve insanın kırılganlığını sorguluyor. İkinci görseldeki taşlar, İspanya’da toplanan taşların bellek kaydı olarak evlerin üzerindeki ağır ve güvensiz dengeyi ifade ediyor. İlk görselde yer alan her yerde gördüğümüz, sıradan ve her şeye tanıklık eden bu sandalye ise küçük formuyla taşları taşıyarak taşıma kapasitesi ve ağırlık arasındaki gerilimi yansıtıyor.

Karl Talip Kara tasavvuf düşüncesi ve İslam’dan ilham alarak geçmiş ile bugün arasında görsel ve düşünsel bir diyalog kuruyor. Ayasofya’nın çeşitli bölümlerini yağlı boyayla resmederek üzerine çeşitli detaylandırmalar yaparak eserlerine boyut kazandırıyor.

Veerle De Smet ise insanın doğayı kontrolünü konu alıyor. Genetik bozulma, çevre ve dönüşüm temalarını ele alıyor ve ölüm, yeniden doğuş gibi kavramları sorgulatıyor.

Aksu Günay yığın temasıyla devasa beton kütleleri arasında sıkışmış insanı simgeliyor. Modern yaşamın ağırlığı altında ezilen bedenleri ifade ediyor.

Sergide küratör Jeroen Demoen’in de heykelleri bulunuyor. Küratör, heykellerinde kusuru konu alarak her insanın kusurlarıyla var olduğunu, mükemmel insan diye bir şeyin olmadığını söyleyerek eserlerinde de bu kusuru işlediğini ve onları güzel yapanın kusurları olduğunu vurguluyor.
Zehra Çam