Soğuk Savaş yıllarında dünyanın “casusluk başkenti” olarak bilinen Berlin, bu tehlikeli unvanını günümüzde de korumaya devam ediyor. Alman istihbaratının hazırladığı 140 sayfalık yeni rapor, yabancı istihbarat servislerinin başkentteki örtülü operasyonlarını ve dezenformasyon faaliyetlerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Berlin Anayasayı Koruma Teşkilatı (LfV Berlin) tarafından yayımlanan yıllık raporda, Almanya’nın kalbinde en yoğun faaliyet gösteren dört ülkenin istihbarat servisleri; Rusya, İran, Çin ve Türkiye (MİT) olarak sıralandı.
Raporun giriş bölümünde görüşlerine yer verilen Berlin Eyaleti İçişleri Bakanı Iris Spranger, başkentin yabancı istihbarat servislerinin odağında yer aldığını belirterek, “Casusluk ve olası sabotaj faaliyetlerinden kaynaklanan tehdit potansiyeli hâlâ yüksek seviyede” uyarısında bulundu.
Berlin İç İstihbarat Teşkilatı Şefi Michael Fischer ise bu durumun yakın gelecekte değişmeyeceğini öngörerek şu ifadeleri kullandı:
“Berlin’deki istihbarat faaliyetlerinin başlıca aktörleri Rusya, Çin, İran ve Türkiye’dir. Bu ülkeler, klasik casusluk faaliyetlerinin yanı sıra dezenformasyon kampanyaları, siber saldırılar ve sabotaj eylemlerini de içeren geniş bir eylem yelpazesine sahip.”
Raporun Türkiye’ye ayrılan bölümünde, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Berlin’deki operasyonlarına detaylı şekilde değinildi.
MİT’in yalnızca resmi diplomatik temsilciliklerde değil, beyan edilmemiş çok sayıda personeliyle de Berlin’de yoğun bir istihbarat faaliyeti yürüttüğü belirtildi.
MİT’in istihbarat çalışmalarında öncelikli hedefinin terör örgütü PKK ve yandaşları olduğu, ayrıca raporda “Gülen Hareketi” olarak adlandırılan FETÖ gibi grupların da takip edildiği ifade edildi.
Alman istihbaratı, MİT’in bilgi toplama sürecinde Türk vatandaşlarının desteğini aktif olarak kazanmaya çalıştığını öne sürdü. İnternet üzerinden yapılabilen ihbarların, ilgili kişilerin Türkiye’ye giriş ve çıkışlarındaki pasaport kontrollerinde kısıtlayıcı tedbirlerle veya terör propagandası suçlamalarıyla karşılaşmasına yol açabildiği iddia edildi.
Raporda ayrıca MİT’in kapsamlı yürütme ve uygulama yetkilerine sahip olduğuna dikkat çekilerek, “Türk güvenlik mimarisinin merkezi bir unsurunu oluşturduğu” vurgulandı.
Alman istihbaratının raporunda en geniş bölümü Rusya’nın faaliyetleri oluşturuyor. Rapora göre Rus istihbaratı, Almanya’daki erken genel seçimler öncesinde kamuoyunu etkilemeye yönelik girişimlerde bulundu. Rusya’nın temel hedefinin demokratik kurumlara olan güveni zedelemek, Ukrayna’ya verilen desteği azaltmak ve bilgi teknolojileri altyapısına yönelik siber sabotajlar düzenlemek olduğu belirtiliyor.
Almanya’da terör örgütü olarak sınıflandırılan ve faaliyetleri yasaklanan PKK ile DHKP-C’nin Berlin’deki durumları da raporun dikkat çeken kısımlarından oldu.
PKK: Berlin’de yaklaşık 1100 destekçisi olduğu belirtilen örgütün, “silahlı mücadeleyi sonlandırma” söylemlerine rağmen, destekçilerinin terörist faaliyetlerden uzaklaştığına dair herhangi bir işaret görülmediği kaydedildi. Barış sürecinin benimsenip benimsenmeyeceğinin ise belirsizliğini koruduğu aktarıldı.
DHKP-C: Raporda “aşırı solcu ve terörist örgüt” olarak tanımlanan grubun Berlin’de 30 kişilik bir desteğe sahip olduğu, özellikle Mısır Büyükelçiliği önündeki açlık grevleri ve İsrail karşıtı protestolarda varlık gösterdiği ifade edildi.
Alman İç İstihbaratı, Türkiye bağlantılı milliyetçi grupları da izlemeye aldığını duyurdu.
Raporda “Ülkücü Hareket” aşırı sağcı ve şiddet eğilimli bir yapı olarak tanımlanırken, Berlin’de 460 destekçisi bulunduğu öne sürüldü. Bu hareketin ideolojisinin, insan onuru ve eşitlik ilkesiyle çeliştiği iddia edildi.
Ayrıca bu yapıdan bağımsız hareket eden bazı Türk kökenli grupların, sosyal medya üzerinden Türkiye’yi eleştiren siyasetçilere, basın mensuplarına ve İsrail’e karşı propaganda faaliyetleri yürüttüğü not edildi.
Haber: Emre Baydar