CHP’de Yol Ayrımı: Özgür Özel ve “Kayyum” Kıskacındaki Partililer Ne Yapacak?

Yayınlama: 02.06.2026
Düzenleme: 02.06.2026 15:41
A+
A-

Türkiye siyaseti, ezberlerin bozulduğu, ittifak dengelerinin yeniden kurulmaya çalışıldığı hareketli bir dönemden geçiyor. Bu hareketliliğin tam merkezinde ise hiç şüphesiz ana muhalefet partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yer alıyor. 31 Mart yerel seçimlerinin ardından “birinci parti” konumuyla moral bulan CHP, bugün hem kendi iç dengelerini koruma hem de iktidarın ardı ardına hamlelerine karşı strateji geliştirme sınavıyla karşı karşıya.

Bu sınavın en çetrefilli ve sıcak başlığı ise “kayyum” politikaları.

Özgür Özel’in Zorlu Dengesi

Değişim kurultayının ardından genel başkanlık koltuğuna oturan Özgür Özel, göreve geldiği günden bu yana “müzakere ve mücadele” olarak özetlenebilecek ikili bir strateji yürütüyor. Bir yandan iktidarla normalleşme/diyalog kanallarını açık tutmaya çalışarak devlet aklına hitap eden, geniş kitleleri kucaklayan bir lider imajı çizmek istiyor; diğer yandan ise tabanın ve muhalif bloğun dinamizmini kaybetmemesi için sert bir muhalefet çizgisi çekmeye gayret ediyor.

Ancak, özellikle belediyelere yönelik kayyum atamaları bu dengeyi ciddi şekilde sarsmış durumda. Özgür Özel için buradaki temel risk, “müzakere” alanının iktidar tarafından bir oyalama taktiği olarak kullanılması algısıdır. Kayyum meselesi, Özel’i sadece hukuki bir savunma yapmanın ötesine geçmeye, partinin kurumsal ağırlığını sahaya yansıtmaya zorluyor.

Kayyum İstemeyen Partililer Ne Yapacak?

CHP tabanında ve örgütlerinde, seçme ve seçilme hakkına müdahale olarak görülen kayyum uygulamalarına karşı çok ciddi bir reaksiyon var. “Kayyum istemeyen” partililer ve seçmen kitleleri açısından şu an en büyük beklenti, kararlı ve net bir duruş sergilenmesi.

Peki, bu süreçte partililer ve muhalif kanat nasıl bir yol izleyecek?

  • Hukuki ve Siyasi Direnişin Birleştirilmesi: CHP, kayyum kararlarına karşı sadece mahkeme salonlarında değil, meydanlarda da sesini yükseltmek durumunda. Partililer, demokrasinin ve sandık iradesinin partiler üstü bir değer olduğunu savunarak, bu mücadeleyi sadece belli bir bölgeye veya partiye sıkıştırmadan, Türkiye genelinde bir “demokrasi savunması” mitinglerine ve eylemlerine dönüştürmek isteyecektir.

  • İttifak Potansiyelinin Yeniden Tanımlanması: Kayyum meselesi, muhalefetin diğer unsurlarıyla (DEM Parti, Kent Uzlaşısı bileşenleri ve diğer muhalif partiler) ilişkileri doğrudan etkiliyor. Partililer, iktidarın “terörle iltisak” söylemi üzerinden kurduğu tuzağa düşmeden, saf bir anti-kayyum ve demokrasi bloku oluşturulmasını talep ediyor. Burada ince çizgi, milli hassasiyetleri gözetirken adaletsizliğe de ortak olmamak.

  • Parti İçi Eleştiriler ve Kurultay Sesleri: Eğer genel merkez yönetimi bu süreçte pasif veya fazla temkinli kalmakla eleştirilirse, parti içindeki “ulusalcı” veya “statükocu” olarak adlandırılan klikler ile daha radikal sokak muhalefetini savunanlar arasındaki makas açılabilir. Bu durum, parti içinde liderlik ve strateji tartışmalarını yeniden alevlendirebilir.

Sonuç: Muhalefetin Sınavı

CHP için durum sadece bir belediye başkanının değişmesi ya da bir idari tasarruf meselesi değildir. Bu, önümüzdeki genel seçimlerin provası ve muhalefetin ülkeyi yönetme iddiasının inandırıcılık testidir.

Özgür Özel ve kurmayları, tabanın sesini duyarak, hukukun üstünlüğünü ve sandık namusunu koruma noktasında geri adım atmayan, ama aynı zamanda toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmeye çalışan senaryolara da alet olmayan bir “orta yol” değil, “net bir duruş” sergilemek zorundadır.

Unutulmamalıdır ki; demokrasilerde sandıktan çıkan iradeye sahip çıkamayan bir muhalefet, gelecekte o sandıktan tek başına iktidar çıkarmakta da zorlanacaktır.

Tuna TOKUÇ

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.