Vücutta sessizce başlayan ve hücrelerin şeker karşısında duyarsızlaşmasıyla ilerleyen diyabet, adım adım örülen kronik bir sürecin son halkasıdır.
Yanlış beslenme, hareketsizlik ve genetik faktörlerin birleşimiyle başlayan bu süreç, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği ile uluslararası sağlık otoritelerinin verilerine göre “gizli şeker” olarak ifade ediliyor. Bu süreçte önlem alınmadığı takdirde durumun kaçınılmaz olarak klinik diyabete dönüşebileceği belirtiliyor.
Şeker hastalığına giden süreç, vücudun enerji kaynağı olan glikozun hücre içine girememesiyle başlıyor. Uzmanlar bu durumu, “Pankreas insülin hormonu üretir ancak hücreler bu hormona karşı direnç oluşturur. Şeker hücre içine giremediği için kanda birikmeye başlar. Pankreas, kandaki şekeri düşürebilmek için normalden çok daha fazla insülin salgılar. Zamanla insülin üreten pankreas beta hücreleri aşırı çalışmaktan dolayı yıpranır, hasar görür ve ölür. Bu durum üretilen insülin miktarının da azalmasına yol açar” şeklinde açıklıyor.
Uzmanlar, insülin direnci kontrol altına alınmadığında kan şekerinin normal sınırların üzerine çıktığını ancak tam diyabet seviyesine ulaşmadığını belirtiyor. Bu dönem “gizli şeker” olarak adlandırılıyor. Bu süreçte belirtiler belirgin şekilde görülmeyebiliyor ve hastalar bu dönemi fark etmeden yaşayabiliyor. Uzmanlar, gerekli önlemler alınmadığı takdirde kişilerin tip 2 diyabet hastası olma riskinin oldukça yüksek olduğunun da altını çiziyor.
Açıklanan verilere göre kişinin şeker hastalığında hangi evrede olduğu üç temel laboratuvar testiyle belirleniyor. Açlık kan şekeri, üç aylık ortalama şeker ölçümü için yapılan HbA1c testi ve şeker yükleme testiyle hastalığın seviyesi tespit edilebiliyor.
Şeker hastalığına giden süreci başlatan ve hızlandıran temel risk faktörlerinin başında obezite ve karın çevresi yağlanması geliyor. Fiziksel aktivitenin az olması, hücrelerin insülin duyarlılığını azaltabiliyor. Bunun yanında genetik yatkınlığın da büyük önem taşıdığı belirtiliyor.
Uzmanlar, kan şekeri sürekli yüksek ilerledikçe vücudun bazı alarm sinyalleri verdiğini belirtiyor. Bu sinyallerin başında, kanda biriken aşırı şekerin idrarla atılması nedeniyle sık idrara çıkma, buna bağlı olarakta aşırı susama ve ağız kuruluğu oluşuyor. Hücreler enerjisiz kaldığı için sık acıkma ve tatlı krizleri yaşanırken, gıdalardan yeterince yararlanılamadığı için istemsiz kilo kaybı da görülebiliyor. Yaraların geç iyileşmesi, bulanık görme, çabuk yorulma ile el ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma hissi de diğer belirtiler arasında yer alıyor.
Uzmanlar, diyabet hastalığının erken dönemde fark edildiğinde geri döndürülebilir olabileceğini vurgularken; günlük yaşamda yapılacak bazı değişiklikler sayesinde diyabet riskinin yüzde 45-48 oranında azaltılabileceğini belirtiyor.
Hilal Sevinç