Geçenlerde İspanyol futbolcu Ander Herrera’nın eski bir röportajını gördüm. Birçok kişinin yakındığı konuyu futbolcu çok güzel bir şekilde dile getirmiş. Herrera röportajında influencerların yalnızca poz vermek için stadyumlara çağırılmasına tepki veriyor. Peki, neden kulüpler kemikleşmiş taraftar kitlesini, belki de hayatından hiç maça gitmemiş içerik üreticilerine tercih etmeye başladı?
Geçenlerde İspanyol futbolcu Ander Herrera’nın eski bir röportajını gördüm. Birçok kişinin yakındığı konuyu futbolcu çok güzel bir şekilde dile getirmiş. Herrera röportajında influencerların yalnızca poz vermek için stadyumlara çağırılmasına tepki veriyor. Peki, neden kulüpler kemikleşmiş taraftar kitlesini, belki de hayatından hiç maça gitmemiş içerik üreticilerine tercih etmeye başladı?
Futbolda son zamanlarda içerik üreticilerini sıklıkla görmeye başladık. Genelde bu kişileri de kulüpler stadyumlara davet ediyor. Taraftarlar ise takımlarını bile tutmayan bu influencerların stadyumlara davet edilip poz vermelerine tepki gösteriyor. İspanyol futbolcu Ander Herrera da tribünlerin asıl sahiplerinin bu sessiz tepkilerini kamuoyuna paylaşarak sese dönüştürdü. Herrera ifadelerini şu sözlerle açıklıyor:
“Herkese saygım var ama bana göre bu futbolun özü değil. Elbette herkesin stadyuma girme hakkı var ama ben başka bir şeyi seviyorum. Dede ve torunun birlikte tribünde şarkı söylemesini, ayağa kalkıp takımlarını desteklemesini görmek istiyorum.”
Kulüpler için futbol 90 dakikalık maçlardan çıkıp, küresel ölçekte pazarlanan yaşam tarzı ürününe dönüşmeye başladı. Para ödenerek maça davet edilen influencerların paylaştığı saniyelik video veya fotoğrafları, kulüplerin ulaşamayacağı bir kitleye ulaşabiliyor. Fakat burada kulüplerin kaçırdığı önemli bir nokta var ki o da ruh. Bir stadyumun mabet yapan kritik şey, orada bulunan taraftarların atılan her bir golde değişen nabızlarıdır. Herrara’nın da değindiği gibi futbolun asıl özü tutkuda yatıyor. Gol anında doyasıya sevinmek yerine, stadyumdaki kombinini paylaşan misafirler, tribünlerdeki dokusunu da zedeliyor.
Kulüplerin bu finansal kaygılarını bir nevi anlamak mümkün. Ancak tribünleri bu dijitalleştirme arzusu, uzun bir vadede cefakar taraftarı stadyumdan soğutma riskini de taşıyor. Stadyumlarda artık yerli taraftarlardan çok influencerların olması, tribünlerdeki atmosferin yapaylaşmasına sebep oluyor. Eğer futbolu yaşanan bir deneyimden çıkarıp yalnızca izlenen bir görsel şova dönüştürürsek, futbolun büyülü kaosu yerini bir tiyatro oyununa bırakır.
Kulüplerin yeni nesle ulaşmak istemesi ve dijital dünyada da var olması gerekiyor. Fakat bunu tribünlerin gerçek sahiplerini dışlayarak ya da onlar yerine profesyonel ziyaretçilere açarak yapmak pek doğru değil. Kulüpler unutmamalıdır ki; influencerların paylaştığı videolar sadece 24 saat içinde kaybolup gidiyor. Ancak bir babanın ve annenin çocuklarına aşıladığı o kulüp sevgisi bir ömür boyu sürer. Futbolun geleceği hala o eski taraftarlık tutkusunda saklı.
Haber: Meryem Veli