Bir kafeye gidiyorsunuz… Masada dört kişi oturuyor ama aslında kimse orada değil. Birinin telefonu elinde, diğeri story izliyor, öteki mesaj yazıyor. Arada bir kafalar kalkıyor, kısa bir göz teması kuruluyor, sonra herkes yeniden ekranına dönüyor. Aynı masada oturup birbirinden bu kadar uzak olabilmek, sanırım çağımızın en garip gerçeklerinden biri.
Eskiden insanlar yaşadığı anları anlatırdı. Şimdi ise yaşarken paylaşmaya çalışıyor. Yemeğin tadına bakmadan fotoğrafı çekiliyor, manzara izlenmeden videoya alınıyor, konser dinlenmeden hikâye atılıyor. Sanki yaşadığımız anın kendisi değil de, başkalarına gösterilecek hali daha önemli hale geldi.
Belki de bu yüzden artık birçok şey daha yüzeysel hissettiriyor.
Sosyal medya ilk çıktığında insanları birbirine bağlayan bir yerdi. Şimdi ise bazen tam tersini yapıyor. Herkes herkesi görüyor ama kimse gerçekten kimsenin nasıl olduğunu bilmiyor. Gün boyu onlarca paylaşım izliyoruz ama içten bir sohbet kurmaya vakit ayırmıyoruz. Bir arkadaşımızın kötü olduğunu attığı tweetten anlıyoruz ama arayıp “İyi misin?” demeyi erteliyoruz.
En tuhafı da şu: Hiç bu kadar bağlantıda olmamıştık ama hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik.
Online dünya büyüdükçe gerçek hayatın sesi biraz daha kısılıyor sanki. Uzun sohbetlerin yerini kısa mesajlar aldı. Gerçek kahkahaların yerini emoji attığımız konuşmalar… İnsanlar artık sıkıldığında düşünmüyor; direkt telefona uzanıyor. Sessizlik bile dayanılmaz geliyor. Sürekli bir şey izleme, kaydırma, yetişme hali var.
Ve fark etmeden hayatı kaçırıyoruz.
Çünkü gerçek hayat ekranda değil aslında. Gerçek hayat, plansız çıkan bir kahkahanın içinde. Telefonsuz edilen bir sohbette. Bir yolculukta camdan dışarı bakarken. Anı paylaşmadan sadece yaşarken…
Belki sorun teknoloji değil. Belki sorun, onun hayatımızın merkezine yerleşmiş olması. Çünkü hiçbir ekran, gerçekten hissedilen bir sarılmanın yerini tutmuyor. Hiçbir bildirim sesi, içten gelen bir “Nasılsın?” kadar gerçek hissettirmiyor.
Galiba artık biraz yavaşlamaya ihtiyacımız var.
Bir fotoğraf çekmeden gün batımını izlemeye…
Telefona bakmadan kahve içmeye…
Bir şeyi paylaşmadan yaşamaya…
Çünkü online hayat büyürken gerçek hayat gerçekten küçülüyorsa, bir gün elimizde sadece ekran ışığı kalabilir.