8 Mart Dünya Kadınlar Günü geçti. Sosyal medya paylaşımları yapıldı, çiçekler verildi, güzel sözler söylendi. Ancak dünyanın pek çok yerinde kadınlar için takvim yapraklarının bir anlamı yok. Çünkü savaşın ortasında, hayat her gün aynı acıyla yeniden başlıyor.
Savaş denildiğinde aklımıza çoğu zaman cephedeki askerler gelir. Oysa savaşın en ağır yükünü çoğu zaman geride kalanlar taşır. Bir annenin yüreğine düşen ateş, bir eşin omzuna binen sorumluluk, bir çocuğun büyürken hissettiği eksiklik… Bu hikâyelerin merkezinde çoğu zaman kadınlar vardır.
Cephede bir asker hayatını kaybettiğinde sadece bir insan ölmez. Bir annenin yıllarca büyüttüğü evladı toprağa düşer. Bir kadının hayat arkadaşı, bir çocuğun babası eksilir. Evlerin kapıları kapanır ama acı kapanmaz. İşte savaşın görünmeyen yüzü tam da burada başlar.
Tarih boyunca savaşların sayısız kahramanı yazıldı. Ama savaşların görünmeyen kahramanları çoğu zaman kadınlar oldu. Çocuğunu tek başına büyüten anneler, evinin direği olmak zorunda kalan eşler, sabırla bekleyen sevgililer… Onlar savaşın resmi tarihine çoğu zaman girmedi ama hayatın gerçek tarihini onlar yazdı.
Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında çatışmalar devam ederken, yine en büyük bedeli kadınlar ödüyor. Evini terk etmek zorunda kalan, çocuklarını korumaya çalışan, hayatta kalma mücadelesi veren milyonlarca kadın var. Onların hikâyeleri çoğu zaman manşetlere sığmıyor.
Kadınlar Günü sadece kutlama günü değildir. Aynı zamanda hatırlama günüdür. Savaşların ortasında sessizce direnen, kayıplarıyla yaşamayı öğrenen ve hayatı yeniden kurmaya çalışan kadınları hatırlama günüdür.
Çünkü savaşın gerçek yükünü anlamak istiyorsak, cepheye değil; geride kalan kadınların gözlerine bakmamız gerekir.
Onların gözlerinde hem kaybın acısı hem de hayatı yeniden kurma cesareti vardır.
Ve belki de dünyanın en büyük barış umudu, tam da o gözlerde saklıdır.
Tülay Ataman