Bugün kadın hakları konuşulurken çoğu zaman sanki tarih boyunca kadınlar geri plandaymış gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa Türk tarihine baktığımızda çok farklı bir tabloyla karşılaşırız. Türk devlet geleneğinde kadın sadece aile içinde değil, devlet yönetiminde de güçlü bir konuma sahipti. Bu gücün adı çoğu zaman “Hatun” idi.
Eski Türk devletlerinde hükümdarın yanında yer alan eşe “Hatun” denirdi. Ancak bu unvan sadece bir eş olmayı ifade etmezdi. Hatun, devletin yönetiminde söz sahibi olan bir otoriteydi. Hatta bazı durumlarda hakanın olmadığı zamanlarda devlet işlerini yönetebilecek kadar güçlü bir konuma sahipti.
Türk devlet anlayışında yönetme yetkisi “kut” inancına dayanırdı. Kut, Tanrı tarafından hükümdara verilen yönetme yetkisiydi. İlginç olan ise bu kutsal yetkinin sadece hakanı değil, hatunu da kapsamasıydı. Bu nedenle devlet yönetiminde hatunun adı çoğu zaman hakanla birlikte anılırdı. Orhun Yazıtları ve Çin kaynakları da bunu doğrular. Elçi kabul törenlerinde sadece hakan değil, hatun da bulunurdu. Gelen elçiler bazen hem hakanın hem de hatunun huzuruna çıkardı. Bu durum, kadının devlet içindeki yerini açıkça gösterir.
Türk tarihinde kadınların aktif rol aldığı birçok örnek vardır. Savaşlara katılan, devlet yöneten, diplomasi yapan kadın liderler tarih sayfalarında yer alır. Kadın sadece sarayda değil, toplumun her alanında güçlü bir figürdü. Aslında bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Türk kültüründe kadın ve erkek bir rekabetin değil, bir tamamlayıcılığın parçasıdır. Hakan devleti yönetirken hatun onun yanında denge ve güç unsuru olarak yer alırdı.
Bugün kadınların toplumdaki yerini tartışırken belki de en çok hatırlamamız gereken şey budur. Çünkü Türk tarihinde kadın, güç için mücadele eden değil; zaten gücün ve yönetimin doğal bir parçası olan bir figürdü.
Türk tarihine baktığımızda kadının gücünün tesadüf olmadığını görürüz. Bu gerçeği en iyi bilen liderlerden biri de hiç kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk’tü. O, Türk kadınının tarih boyunca taşıdığı değeri görmüş ve Cumhuriyet’i kurarken kadını toplumun eşit ve güçlü bir parçası haline getirmiştir. Üstelik bu haklar, dünyanın birçok ülkesinden çok daha önce Türk kadınlarına verilmiştir. Çünkü Atatürk, Türk kadınının yalnızca bir anne ya da eş değil; toplumun kurucu gücü olduğuna inanıyordu. Bugün geçmişten gelen bu güçlü mirası hatırlayarak, emeğiyle, bilgisiyle ve cesaretiyle hayatın her alanında var olan tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü yürekten kutluyorum. Kadınların daha adil, daha eşit ve daha güçlü bir dünya kuracağına inanarak… 🌸
Tülay Ataman