Orta Doğu, “topyekûn savaş” senaryosunun tüm unsurlarının sahada olduğu karanlık bir döneme girdi. İsrail’in Tahran’a yönelik bugün düzenlediği yeni saldırı dalgası, bölgedeki askeri dengeleri ve İran’ın elindeki stratejik kozları tekrar küresel gündemin bir numaralı maddesi haline getirdi.
İran’ın elindeki kapasite ve sahadaki yeni riskler şu şekilde analiz edilebilir:
Her ne kadar geçen yılki (Haziran 2025) 12 günlük savaşta İran’ın nükleer altyapısına ağır darbe vurulduğu açıklansa da, sahadaki gerçeklik Tahran’ın halen “caydırıcı” bir güce sahip olduğunu gösteriyor:
Füze Cephaneliği: Tahran; İsrail şehirlerini, Körfez’deki ABD üslerini ve bölgedeki deniz kuvvetlerini vurabilecek kısa, orta ve uzun menzilli balistik füze kapasitesini koruyor.
Hürmüz Boğazı Tehdidi: İran, küresel petrol ticaretinin ana damarı olan Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidini askeri tatbikatlarla (Rusya ve Çin destekli) pekiştirdi.
Motivasyon Faktörü: Uzman Nate Swanson’a göre, üst düzey kayıplar İran’ı zayıflatmak yerine ABD’ye zarar verme konusunda daha fazla “motivasyon” bulmasına neden oldu.
Tahran’ın bu savaştaki en stratejik hamlesi, Pekin ile yürüttüğü askeri teknoloji transferi görüşmeleridir:
Süper Hızlı Deniz Füzeleri: Çin’den alınması planlanan gelişmiş füze sistemleri, ABD donanması ve uçak gemileri için en ciddi asimetrik tehdit olarak görülüyor.
Komuta Yapısı: İran’ın, son çatışmalardan ders çıkararak savunma ve komuta yapısını “lider kaybı” (Hamaney örneği gibi) senaryolarına karşı daha dirençli hale getirdiği belirtiliyor.
ABD’nin bölgedeki müttefikleri olan Suudi Arabistan ve BAE, bu kez Washington’ın planlarına mesafeli yaklaşıyor:
Hava Sahası Blokajı: Her iki ülke de İran’a yönelik operasyonlarda kendi hava sahalarının kullanılmasına izin vermeyeceklerini resmen açıkladı.
Savaşa Sürüklenme Korkusu: Arap başkentleri, İran’ın misillemelerinin doğrudan kendi petrol tesislerini (Aramco vb.) hedef almasından endişe duyuyor.
HABER: Hatice ÇELİKEL
Kaynak: Haber Merkezi