Zeynep Ul Haq ile Eğitimin Coğrafyasını Konuştuk

Yayınlama: 05.01.2026
A+
A-

Bazı sohbetler vardır; bir kahveyle başlar, bir ülkeyi, bir eğitim sistemini ve çocukların dünyasını içine alarak büyür. Bu hafta köşemde, üniversite yıllarından beri yollarımızın kesiştiği, bugün ise Kuveyt’te anaokulu öğretmeni olarak görev yapan arkadaşım Zeynep Ul Haq ile yaptığım keyifli ve düşündürücü söyleşiyi paylaşıyorum. Aynı sıralardan geçen iki arkadaşın yıllar sonra farklı coğrafyalarda edindiği deneyimleri bir araya getirdiği bu röportajda; Kuveyt’te anaokulu eğitiminin nasıl şekillendiğini, öğretmenin rolünü ve dünyada erken çocukluk eğitimine bakışın nasıl değiştiğini samimi bir dille konuştuk. Bu yazı, yalnızca bir röportaj değil; mesleğe, çocuklara ve eğitimin geleceğine dair içten bir sohbetin satırlara dökülmüş hâli.

Erken çocukluk eğitimi, yalnızca bireyin değil toplumların geleceğini şekillendiren en temel alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Farklı ülkelerde uygulanan anaokulu eğitim modelleri; pedagojik yaklaşımlar, kültürel değerler ve eğitim politikaları açısından önemli farklılıklar barındırıyor. Bu çerçevede, yurt dışında görev yapan bir anaokulu öğretmeniyle gerçekleştirdiğimiz bu röportajda; Kuveyt’te anaokulu eğitiminin işleyişini, öğretmenlik pratiğini ve dünya genelindeki erken çocukluk eğitimi yaklaşımlarını sahadan gözlemlerle ele aldık. Eğitimde kalite, çocuk merkezli öğrenme ve kültürel etkileşim başlıklarının öne çıktığı bu söyleşi, anaokulu eğitiminin küresel ölçekte nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları sunuyor.

Kuveyt’te özel bir okulda öğretmenlik yapıyorsunuz. Öncelikle sizi bu mesleğe yönlendiren motivasyon neydi?

Çocuklarla çalışmak benim için her zaman anlamlı ve özel bir alan oldu. Bir çocuğun kendini güvende hissetmesine, keşfetmesine ve gelişmesine eşlik edebilmek beni gerçekten motive ediyor. Anaokulu döneminin, bireyin hayatındaki en temel ve şekillendirici dönemlerden biri olduğuna inanıyorum. Bu nedenle bu alanda çalışmak benim için yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bilinçli bir tercih.

Kuveyt’te çalışmaya başlamadan önceki eğitim ve mesleki yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz?

Eğitimimi işletme alanında tamamladım. Türkiye’de lojistik, istatistik, büro yönetimi, üretim, tekstil ve dış ticaret gibi birçok farklı sektörde çalışma fırsatı buldum. Bu geniş yelpazede edindiğim her deneyim bana farklı bakış açıları ve beceriler kazandırdı. Ancak tüm bu süreçler içinde gerçek anlamda aitlik hissini yalnızca öğretmenlik mesleğinde bulduğumu fark ettim. Bu farkındalık, mesleki yolculuğumu eğitim alanında şekillendirmemde belirleyici oldu.

Kuveyt’e anaokulu eğitimi hangi temel kriterler üzerine kuruludur? Devlet ya da okul bazında belirlenen standartlar nelerdir?

Kuveyt’te anaokulu eğitimi, devlet tarafından belirlenen standartlar çerçevesinde; güvenlik, hijyen ve yapılandırılmış müfredat esas alınarak yürütülmektedir. Özel okullar bu çerçeveye bağlı kalmakla birlikte kendi eğitim yaklaşımlarını da sisteme entegre etmektedir.

Müfredat, öğretmen yeterliliği ve sınıf ortamı açısından Kuveyt’te anaokulları hangi noktalara özellikle önem veriyor?

Müfredatta akademik hazırlık, dil gelişimi ve günlük yaşam becerileri ön plandadır. Öğretmenlerden güçlü sınıf yönetimi, etkili iletişim becerileri ve kültürel hassasiyet beklenmektedir. Sınıf ortamları ise güvenli, düzenli ve materyal açısından yeterli olacak şekilde planlanmaktadır.

Çocukların sosyal-duygusal gelişimi Kuveyt’te anaokulu eğitiminde nasıl ele alınıyor?

Sosyal-duygusal gelişim; paylaşma, sırayla bekleme, kurallara uyma ve duygularını ifade edebilme gibi temel kazanımlar üzerinden desteklenmektedir. Öğretmen bu süreçte rehber ve model rolü üstlenmektedir.

Türkiye’deki anaokulu eğitim kriterleri ile Kuveyt’tekileri karşılaştırdığınızda en belirgin farklar neler?

Türkiye’deki kariyerim tamamen farklı alanlarda geçtiği ve Türkiye’de anaokulunda çalışmadığım için bu karşılaştırmayı tamamen objektif bir şekilde yapmak mümkün değil. Ancak kendi şahsi gözlemime dayanarak söyleyebilirim ki; Türkiye’de anaokulu eğitimi daha esnek ve öğretmenin bireysel yaklaşımına dayalıdır. Kuveyt’te ise okulun organizasyonu, sınıf düzeni, günlük rutinler ve uygulanan kurallar çok daha sistematik ve belirgindir. Türkiye’de öğretmen-çocuk ilişkilerinde duygusal bağ ön plandayken, Kuveyt’te okulun düzeni ve kuralları daha belirgin bir rol oynar.

Avrupa merkezli anaokulu eğitim modellerinden hangileri size göre daha başarılı ve neden?

Reggio Emilia ve Montessori yaklaşımlarını oldukça başarılı buluyorum. Bu modeller, çocuğu merkeze alan yapıları ve bireysel gelişim hızına saygı duymaları nedeniyle kalıcı öğrenmeler sağlamaktadır.

Avrupa ülkelerinde uygulanan hangi yaklaşım veya yöntemlerin Türkiye’de yaygınlaşması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Oyun temelli öğrenme, doğa ile iç içe eğitim anlayışı ve çocuğa daha fazla inisiyatif tanıyan yaklaşımların Türkiye’de yaygınlaşmasının çok faydalı olacağına inanıyorum. Bildiğim kadarıyla, Türkiye’de bu sistemi benimseyen okul ve öğretmen sayısı giderek artıyor. Ancak hâlâ her okulda ve sınıfta tam olarak uygulanmadığını görmek mümkün. Yine de bu yaklaşımların çocukların gelişimi, problem çözme becerileri ve sosyal&duygusal kazanımları için çok değerli olduğuna inanıyorum.

Türkiye’de anaokulu eğitiminde güçlü bulduğunuz yönler neler, geliştirilmesi gereken alanlar hangileri?

Türkiye’de öğretmenlerin çocuklarla kurduğu güçlü duygusal bağ önemli bir avantajdır. Ancak sınıf mevcutları, fiziksel koşullar ve öğretmenlerin mesleki destek sistemleri geliştirilmesi gereken alanlardır.

Oyun temelli öğrenme, çoklu zekâ, Montessori gibi yaklaşımlar Kuveyt’te ne ölçüde uygulanıyor?

Kuveyt’te Montessori ve benzeri alternatif eğitim yaklaşımlarını benimseyen özel okullar mevcut ve sayıları oldukça fazladır. Ancak preschool dediğimiz, çocukları ilkokula hazırlayan kurumlarda eğitim genellikle akademik hedeflere odaklanmış bir sistem içinde yürütülür. Bu okullarda öğretim, temel becerileri geliştirmeye yönelik planlı derslerle ilerlerken, oyun ve serbest etkinlikler akademik kazanımlarla dengelenmeye çalışılır.

Bilimsel çalışmalar göstermektedir ki oyun, çocukların öğrenme sürecinde aktif rol almasına ve farklı alanlarda gelişim göstermesine büyük katkı sağlar. Kuveyt’te bu yaklaşım, özellikle uluslararası ve özel okullarda akademik programlarla birlikte uygulanmaktadır; böylece çocukların hem akademik hem de sosyal&duygusal gelişimi desteklenir.

Teknolojinin anaokulu eğitimindeki yeri sizce nasıl olmalı? Kuveyt’te bu denge nasıl kuruluyor?

Teknoloji, eğitimde destekleyici bir araç olarak kullanılmalı fakat ana unsur hâline gelmemelidir. Erken çocukluk döneminde teknolojik araçların, özellikle interaktif oyun ve uygulamaların, çocukların ilgisini artırdığı ve bilişsel süreçlere olumlu katkıda bulunduğu bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Bu tür araçlar öğrenme deneyimini zenginleştirebilir ve çocukların problem çözme, dil ve sosyal becerilerini destekleyebilir, ancak uygun planlama ve rehberlik şarttır.

Sizce nitelikli bir anaokulu eğitiminin olmazsa olmaz üç temel unsuru nedir?

Güvenli ve sevgi dolu bir ortam, çocuk merkezli bir eğitim anlayışı ve kendini sürekli geliştiren bilinçli bir öğretmen.

Bir anaokulu öğretmeninin çocuklar üzerindeki uzun vadeli etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anaokulu öğretmeni, çocuğun okula ve öğrenmeye bakışını şekillendiren ilk rehberlerden biridir. Öğretmen, çocuğun güven duyduğu ilk rehberlerden biri olur; bu yüzden etkisi çok büyüktür. Sadece akademik değil, duygusal ve sosyal gelişimi de uzun vadede etkiler. Halk arasında sıkça söylendiği gibi, “Bir çocuğun başına gelebilecek en güzel şey, iyi bir öğretmene rastlamasıdır.” Bu ifade, öğretmenin bir çocuğun hayatındaki önemini çok güzel özetler.

Kendinizi mesleki anlamda nasıl geliştiriyorsunuz? Sürekli eğitim, seminer veya bireysel çalışmalarınız var mı?

Eğitim alanındaki güncel yaklaşımları takip etmeye, okumalar yapmaya ve sınıf içi uygulamalarımı düzenli olarak değerlendirmeye özen gösteriyorum. Deneyim paylaşımının mesleki gelişimde çok önemli olduğuna inanıyorum.

Son olarak, anaokulu öğretmeni olmak isteyen genç eğitimcilere ne tavsiye edersiniz?

Öncelikle öğretmenlik ruhunu, yani rehber olma isteğini kendi içlerinde hissetmeleri çok önemli. Bu mesleği gerçekten sevmeli, sevgi, sabır ve özveri ile çalışmayı kendilerine ilke edinmeliler. Her çocuğun eşsiz ve özel olduğunu kabul etmeli, öğrenme biçimlerinin farklı olduğunu bilip her çocuğa özel yaklaşabilmeliler. Ve her zaman sevgiyi bir araç olarak kullanarak, çocuklarla güven ve bağ kurmayı unutmamalılar. Anaokulu öğretmenliği sadece bilgi değil, aynı zamanda empati, anlayış ve gönülden bağ kurmayı gerektiren çok özel bir meslektir.

Bu söyleşide bilgi ve deneyimlerini içtenlikle paylaşan, yoğun temposuna rağmen zaman ayıran sevgili Zeynep Ul Haq’a gönülden teşekkür ediyorum. Üniversite sıralarından bugün Kuveyt’te bir sınıfa uzanan bu yolculukta, mesleğine duyduğu sevgi ve çocuklara olan inancı hiç değişmemiş. Anlattıklarıyla yalnızca bir ülkenin eğitim sistemini değil, bir öğretmenin dünyaya nasıl dokunduğunu da görmemizi sağladı. İyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki bu sohbeti paylaşmışız.

Eğitim konuşurken aslında geleceği, çocukları konuşuyoruz; ülkeler değişse de bu gerçeğin hiç değişmediğini bir kez daha gördüm. Zeynep Ul Haq ile yaptığımız bu sohbet, bana anaokulu eğitiminin yalnızca bir müfredat meselesi değil, bir bakış açısı, bir sorumluluk ve vicdan işi olduğunu hatırlattı. Farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde ama aynı çocuk merkezli kaygıyla yapılan her doğru dokunuş, dünyayı biraz daha yaşanabilir kılıyor. Belki de asıl soru şu: Çocuklarımıza nasıl bir eğitim verdiğimiz değil, onları nasıl bir dünyaya hazırladığımız… Bu söyleşinin, hem eğitimciler hem de ebeveynler için yeni sorular ve umut verici cevaplar bırakmasını diliyorum.

 

“Eğitim değiştikçe dünya değişmiyor belki ama, doğru ellerde büyüyen her çocuk dünyayı değiştirme ihtimalini içinde taşıyor.”

Tülay Ataman

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130