Sosyal Medya Zekâyı mı Düşürüyor?
Tülay Ataman – Köşe Yazısı
Artık kimse uzun yazıları sonuna kadar okumuyor. Videolar hızlanıyor, cümleler kısalıyor, dikkat süremiz saniyelerle ölçülüyor. Tam da bu yüzden şu soru giderek daha yüksek sesle soruluyor:
Sosyal medya zekâyı mı düşürüyor?
Bu soruya “evet” ya da “hayır” demek kolay, ama doğru değil. Asıl mesele zekânın düşmesi değil; zekânın kullanım biçiminin değişmesi.
Sosyal medya beynimizi tembelleştirmiyor, ama onu yüzeysel düşünmeye alıştırıyor. Sonsuz kaydırma, hızlı tüketim ve anlık haz; derin düşünme, analiz ve sabır gerektiren zihinsel kasları yavaş yavaş devre dışı bırakıyor. Beyin, kullanılmayan bir kas gibi… Zayıflıyor.
Bir gönderi, bir video, bir başlık… Hepsi bize şunu fısıldıyor:
“Durma, düşünme, geç.”
İşte tehlike tam da burada başlıyor.
Çünkü zekâ sadece bilgiye erişmekle ilgili değildir. Zekâ; bağlantı kurmak, sorgulamak, anlamlandırmak ve bazen de rahatsız edici sorular sormaktır. Sosyal medya ise çoğu zaman bu süreci kesintiye uğratır. Düşünce daha filizlenmeden, yeni bir bildirimle bölünür.
Ancak suçu tamamen platformlara atmak da kolaycılık olur. Sosyal medya, insan zihnini düşüren bir düşman değil; zihnimizin aynası. Biz neyi talep ediyorsak, algoritmalar onu çoğaltıyor. Hız istiyorsak hız, sığlık istiyorsak sığlık sunuluyor.
Burada kritik bir fark var:
Sosyal medya aptallaştırmaz, ama bilinçsiz kullanılırsa derinliği cezalandırır.
Özellikle çocuklar ve gençler için risk daha büyük. Çünkü gelişim çağındaki bir zihin, neye maruz kalırsa onunla şekillenir. Sürekli kısa, basit ve yüksek uyarana alışan bir beyin; sabır gerektiren düşünsel süreçlerden kaçınmaya başlar. Bu da “zekâ düştü” algısını doğurur. Oysa düşen zekâ değil, tahammül eşiğidir.
Öte yandan sosyal medyanın zekâyı besleyen bir tarafı da var. Doğru kullanıldığında; bilgiye erişimi demokratikleştirir, farklı bakış açılarını görünür kılar, merakı tetikler. Bir çocuğun bilime, sanata ya da teknolojiye ilgisi bazen tek bir video ile başlayabilir.
Yani mesele platform değil, niyet ve rehberlik.
Bir yetişkin olarak kendimize sormamız gereken soru şu:
“Ben sosyal medyada tüketici miyim, yoksa seçici miyim?”
Bir ebeveyn olarak ise daha zor ama daha önemli bir soru var:
“Çocuğuma ekran süresi sınırı koyarken, ona düşünme süresi bırakıyor muyum?”
Belki de asıl sorun sosyal medyada geçirilen zaman değil;
sessizlikte geçirilen zamanın azalması.
Çünkü insan zihni, ancak durduğunda derinleşir.
Sosyal medya zekâyı düşürmüyor. Ama düşünmeden yaşamayı normalleştiriyor. Bu farkı görebildiğimiz anda, kontrol yeniden bize geçiyor.
Ve belki de bu çağda zekânın en büyük göstergesi şudur:
Ne zaman çevrimdışı olunacağını bilmek.
Tülay Ataman