Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla sevgililik kültüründeki dönüşümü değerlendirdi.
Türkiye’de sevgililik ilişkileri muhtelif görünümler sergiliyor
Son yıllarda sevgililik kavramının dönüşüm geçirdiğini ifade eden Dr. Berat Dağ, Türkiye’de eşzamanlı olarak farklı ilişki biçimlerinin yaşandığını söyledi.
“Türkiye’de sevgililik ilişkilerinin son süreçte muhtelif görünümleri olduğu ifade edilebilir. Ülkede eşzamanlı olarak güven, sevgi ve saygıya dayalı uzun süreli ilişkiler görülebildiği gibi, bu ilişkilerin bunun tersini kapsayan kısa süreli örnekleri de mevcuttur” diyen Dr. Berat Dağ, aşırı bireycileşmenin bazı ilişkileri eşitsiz ve baskıcı bir zemine taşıdığını kaydetti.
Toplumda tarihî değerlerle yeni kazanımların bir arada var olduğuna işaret eden Dr. Dağ, “Bugün tarafların kendi bireyselliğini muhafaza ederek birbiriyle itidalli etkileşimler kurma biçimlerini çoğullaştırmak kritiktir” ifadelerini kullandı.
Medyadaki erkek figürü ataerkillik
Televizyon dizileri ve dijital platformlarda sıkça görülen “güçlü, sert, mafyatik erkek” figürünün romantize edilmesini de değerlendiren Dr. Dağ, bunun toplumsal cinsiyet inşasıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı.
“Konvansiyonel ve yeni medyada sıklıkla karşılaşılan erkek figürünün, ataerkillik ve kapitalizmin şekillendirdiği bir toplumsal cinsiyet inşasıyla ilişkisi olduğu düşünülebilir” diyen Dr. Berat Dağ, medyanın bu süreci süreklileştiren önemli aygıtlardan biri olduğunu belirtti.
Bu figürün dışında kalan bireylerin hayatın farklı alanlarında daha kolay sömürülebileceğine ve baskı altında kalabileceğine dikkat çeken Dr. Dağ, “Bu bağlamda medyanın kahiri ekseriyetinin erkek tahakkümüne rıza gösterilen bu süreci süreklileştiren aygıtlardan biri olduğu vurgulanmalıdır. Medyalar ve toplumsal cinsiyet inşalarının karşılıklı etkileşimi bağlamında bu figürün dışında kalanların doğduğu ailede, okulda, arkadaşlık ortamında, sevgililik ilişkilerinde, kendi kurduğu ailede, işte ve siyasi hayatta hem sömürülmesi hem de baskı altında kalması kolaylaşmaktadır.” diye konuştu.
Şiddet ve hiyerarşi temelli ilişki biçimi yaygınlaşıyor
Gençlerin partner seçimlerinde “güçlü, sert, mafyatik erkek” karakterlerinin etkili olup olmadığını da değerlendiren Dr. Berat Dağ, şiddet ve hiyerarşiye dayalı ilişki biçimlerinin zaten toplumsal zeminde ivme kazandığını ifade etti.
Şiddet ve hiyerarşiye dayalı ilişki biçiminin, ülkede zaten ivme kazanarak süreklilik gösteren bir nitelik taşıdığını dile getiren Dr. Dağ, “Bu yapının taklit yoluyla toplumsal düzeyde yaygınlaşması ise partner ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. Bireyin nedensizlik üzerinden geometrik olarak artan sahici bir sevgi duygusunu çoğullaştırmaya çalışması oldukça önemlidir.” dedi.
Mafyatik ya da toksik ilişki modelleri ‘çekici’ sunuluyor
Mafyatik ya da toksik ilişki modellerinin ‘çekici’ olarak sunulmasının şiddeti normalleştirip normalleştirmediğine ilişkin ise Dr. Dağ, “Şiddet ve hiyerarşi üzerinden şekillenen ilişkilerin meşrulaşması noktasında birçok farklı etkenden söz etmek mümkün. Bu etkenlerden biri de yıkıcı ilişki biçimlerinin doğal ve çekici olduğuna doğrudan veya dolaylı olarak işaret eden söz ve eylemlerdir. Dolayısıyla toplumsal kurumların eşgüdümlü olarak zengin, başarılı, hâkim ve güçlü bir erkekliği meşrulaştırması süreci, aslen uzun sürelidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Date kültürü olumlu nitelikler barındırıyor ancak…
Son yıllarda yaygınlaşan “date” kültürüne de değinen Dr. Berat Dağ, “Bireylerin bir ilişkiye başlamadan önce belli aralıklarla randevulaşarak buluşması, aslında birçok olumlu niteliği içermektedir. Bu sayede tarafların birbirine karşı neler hissettiğini anlamlandırması mümkün hale gelmektedir. Fakat tabii her aşırılığın zıddına inkılap ettiği hatırlanırsa bu buluşma ilişkilerinin geldiği konumda hiçbir sorunun ortaya çıkmadığını iddia etmek de güçtür.” diye konuştu.
Salt anlık hazlara odaklanan bireyci eğilimlerin ilişki biçimlerini araçsallaştırabildiğini ifade eden Dr. Dağ, bunun kimseye yabancı gelmeyen bir eğilim olduğuna dikkat çekti.
Toplumsal yalnızlaşmaya karşı direnç de var
Flört, sevgililik gibi kavramların artmasının toplumsal yalnızlığa işaret edip etmediğine ilişkin ise Dr. Dağ, bireyin giderek tecrit edildiği bir dönemde yaşandığını söyledi.
“Bireylerin kendisini tamamen çevresinden soyutlaması kadar birbiriyle çeşitli şekillerde etkileşim kurmaya çabalaması da toplumsal yalnızlaşmaya karşı oluşan bir direnç olarak değerlendirilebilir” diyen Dr. Dağ, bu direncin neden siyasi, iktisadi ve zihniyetsel açıdan bütüncül biçimde ele alınmadığının önemli bir soru olduğunu kaydetti.
Gençleri anlamadan değer aktarılamaz
“Gençleri anlamaya çalışmadan onlara herhangi bir şey anlatmak mümkün değildir. Gençlere yekten yoz, saygısız ve cahil gibi ideolojik etiketlerle yaklaşmak toplumsal sorunları artırmaktan başka bir işe yaramaz” diyen Dr. Dağ, yatay bir iletişim zemininin önemine dikkat çekti.
Dr. Berat Dağ, “Dolayısıyla gençlerle olabildiğince yatay düzlemde kalarak güven, sevgi, saygı, vefa, sadakat, dayanışma ve özveri gibi değerler üzerinde düşünmeye çalışmak anlamlı bir başlangıç olabilir. Daha açık bir şekilde gençlerin hangi araçlar, modalar ve sanatlarla neden ve nasıl etkileşime girdiği anlaşılmadan tarihî olumlu değerlerin toplumsallaşmasını sağlayacak tartışma mecralarını oluşturmak zordur.” şeklinde sözlerini tamamladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı