Yaz mevsiminin zirvesinde, Türkiye sahilleri dolup taşarken, plajların kullanımı ve yönetimi tartışmaları alevleniyor. Ücretsiz mi olmalı, işletmeler mi yönetmeli, yoksa belediyeler mi el atmalı? Isparta’dan Samet Memiş’in gözlemleri, bu karmaşık denkleme ışık tutuyor.
Özet: Türkiye’nin kıyı şeridi boyunca uzanan plajlar, yaz aylarında milyonlarca kişiyi ağırlarken, bu alanların yönetimi ve kullanımı konusundaki tartışmalar yeniden alevlendi. Plajların halka açık olması gerektiği kadar, bu alanların sürdürülebilirliği ve temizliği de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor.
Ağustos güneşi tepemizde, denizden gelen tuzlu rüzgar yüzümüzü yalıyor. Türkiye’nin sahilleri, Antalya’dan Mersin’e, Muğla’dan Adana Karataş’a kadar uzanan o meşhur kıyı şeridi, bu yaz da tıklım tıklım. Ama bu güzelliğin ardında, her yaz olduğu gibi yine aynı tartışma dönüp duruyor: Plajlar kimin? Ücretsiz mi olmalı, işletmeler mi el atmalı, yoksa belediyeler mi bu işe bir çeki düzen vermeli?
Isparta’dan meslektaşımız Samet Memiş, bu konuyu mercek altına almış. Onun gözlemleri, aslında hepimizin bildiği ama dile getirmekte zorlandığı bir gerçeği ortaya koyuyor: Evet, plajlar halkındır. Bunda şüphe yok. Ancak “halkın” olmak, sadece havlunu serip denize girmekle bitmiyor. O alanı korumak, temiz tutmak, düzenine sahip çıkmak da gerekiyor.
Türkiye gibi yaz turizmiyle ayakta duran bir ülke için, plajları tamamen kendi haline bırakmak mümkün mü? Samet Memiş’in de belirttiği gibi, “Herkes gelsin ama kimse işletmesin, para alınmasın” fikri kulağa hoş geliyor. Ama gerçekçi olmak lazım. Uygulamada bu durum, maalesef çoğu zaman kaos ve kirlilikten başka bir şey getirmiyor.
Düşünsenize, ortada bir işletme yok, kimse tuvaletleri temizlemiyor, çöpleri toplamıyor, şezlongları düzenlemiyor. Herkes kendi haline… Sonuç? Birkaç hafta sonra o güzelim sahil, tanınmaz hale geliyor. Denizanasından geçilmeyen, çöplerle dolu, hijyenin “h”sinden bile eser olmayan bir yer haline geliyor.
Antalya’daki Sarısu Plajı, belediye tarafından işletiliyor. Giriş ücretli. Ama gelin görün ki, duşların hali içler acısı, çöp kutuları taşmış, genel temizlik yerlerde sürünüyor. Yani, sorun sadece plajı sahiplenmek değil. Asıl mesele, o alanı doğru bir şekilde yönetebilmek. Belediyenin iyi niyeti var belki, ama kaynaklar yetersiz mi, yoksa yönetim beceriksiz mi, orası tartışılır.
Halkın rahat edebilmesi için plajlarda şezlong da olmalı, duş da, büfe de. İnsanlar denize girdikten sonra bir şeyler atıştırmak, serinlemek ister. Ama bu hizmetlerin fahiş fiyatlarla sunulması da kabul edilemez. Geçen yaz, bir şişe suya 25 lira isteyen büfeler gördük. Bu resmen fırsatçılık!
İşletme olacaksa, denetim de olacak. İşletmeci “nasılsa kontrol eden yok” dememeli. Belediyeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı… Kimse artık topu taca atmamalı. Denetim mekanizması düzgün işlemeli ki, hem vatandaş mağdur olmasın, hem de plajlarımızın kalitesi düşmesin.
Çözüm ne tamamen serbestlikte, ne de tam yasakta. İkisinin ortasında, akılcı bir yol bulmak zorundayız. Etkin denetim, kaliteli hizmet ve kamu yararına çalışan bir sistem kurmamız gerekiyor. Plajlar halkın malıysa, o zaman halkın yararına olacak şekilde yönetilmeli.
Mesela, bazı plajlarda “mavi bayrak” uygulaması var. Bu bayrak, o plajın belirli standartlara uygun olduğunu gösteriyor. Temizlik, su kalitesi, güvenlik… Her şey kontrol ediliyor. Bu tür uygulamaların yaygınlaştırılması gerekiyor. Hatta belki de “yerel yönetimler teşvik sistemi” getirilebilir. Plajını en iyi yöneten belediye ödüllendirilir, diğerleri de örnek alır.
Unutmayalım, plajların halkın olması demek, o alanları istediğimiz gibi kullanmak anlamına gelmez. Temizlik, düzen, erişilebilirlik her vatandaşın hakkıdır. Ama bu hakları korumak da bizim sorumluluğumuzda. Eğer bu dengeyi kuramazsak, çevre kirliliği, gürültü ve karmaşa her yaz biraz daha büyüyecek.
Geçenlerde bir haber okudum. Bir grup gönüllü, bir plajda temizlik yapmış. Saatlerce uğraşmışlar, tonlarca çöp toplamışlar. Ama ertesi gün, plaj yine aynı haldeymiş. Çünkü bazı insanlar, hala çöplerini yere atmaktan çekinmiyor. İşte bu zihniyeti değiştirmemiz gerekiyor.
Plajlar elbette halkındır. Ama bu alanlar sahipsiz bırakılırsa, en çok zarar gören yine halk ve doğa olur. Kamu eliyle ya da özel işletmeyle fark etmez. Önemli olan, doğru yönetilen, temiz, erişilebilir ve adil plajlar yaratmak. Unutmayalım, halk plajı halkın olduğu kadar, halkın sorumluluğudur da.