Türkiye, yaz aylarında artan orman yangınlarıyla mücadele ederken, Ankara’dan yükselen bir ses, “Bırakalım o zaman ormanlar yansın öyle mi?” sorusuyla yangınlara karşı ortak akıl ve çözüm çağrısı yapıyor. Vatandaşlar, artık sadece yangın söndürme çalışmalarını değil, yangınların önlenmesine yönelik kalıcı çözümlerin hayata geçirilmesini bekliyor.
Özet: Türkiye, yaz aylarında artan orman yangınlarıyla mücadele ederken, Ankara’dan yükselen bir ses, “Bırakalım o zaman ormanlar yansın öyle mi?” sorusuyla yangınlara karşı ortak akıl ve çözüm çağrısı yapıyor. Vatandaşlar, artık sadece yangın söndürme çalışmalarını değil, yangınların önlenmesine yönelik kalıcı çözümlerin hayata geçirilmesini bekliyor.
ANKARA – BHA – “Bırakalım o zaman ormanlar yansın öyle mi?” Bu soru, aslında hepimizin içinden geçen bir çığlık. Her yaz aynı kabusu yaşamak, orman yangınlarına adeta ‘alışmak’ zorunda kalmak… İşte bu duruma isyan eden bir grup vatandaş, Ankara’dan bir çağrı metni yayınlayarak yangınlara karşı ortak akıl ve çözüm arayışına girdi. Çünkü artık hepimiz biliyoruz ki bu yangınlar, sadece birer doğa olayı değil. Arkasında ihmal, kasıt, belki de sabotaj var.
Her gün televizyonlarda, internet sitelerinde gördüğümüz yangın haberleri, hepimizin moralini bozuyor. Hele o alevlerin içindeki hayvanların çaresiz bakışları, içimizi dağlıyor. “İklimler değişiyor, yanan ormanlardaki inleyen canlıların sesi kulaklarımızdan silinmiyor” diyor çağrı metnini hazırlayanlar. Ve haklılar. Artık sadece yangın söndürme haberleri değil, yangınların çıkmaması için alınacak somut adımlar görmek istiyoruz.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın “En iyi yangın söndürme yöntemi, yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır” sözü, aslında hepimizin kalbinden geçenleri yansıtıyor. Ama bu güzel sözün ardından, ardı ardına çıkan yangınlar ve sabotaj iddiaları, ister istemez endişelerimizi artırıyor. Acaba birileri, bu yangınları görmezden mi geliyor? Yoksa daha da kötüsü, yangınların çıkmasına göz mü yumuluyor?
“Bu yıl yaşadığımız yangınlar hiç normal değil. Derhal kırmızı alarm verilmeli.” Çağrı metninde bu cümle, adeta bir haykırış gibi. Özellikle Haziran-Eylül ayları arasında, havaların sıcak ve rüzgarlı olduğu dönemlerde, tüm kamu kurumlarının ve vatandaşların teyakkuza geçmesi gerektiği vurgulanıyor. Dört ay sürecek bir seferberlik, belki zor ama kesinlikle gerekli.
Peki bu seferberlikte neler yapılmalı? İşte vatandaşlardan gelen yüzlerce öneriden bazıları:
Devletin imkanları sınırlıysa, halktan yardım toplanmalı. Eskiden olduğu gibi “Ordu Millet El Ele” benzeri kampanyalarla uçak ve helikopter alımı desteklenebilir. Hatırlarsınız, eskiden depremzedeler için, askerlerimiz için yardım kampanyaları düzenlenirdi. Şimdi de ormanlarımız için neden olmasın?
Isıya duyarlı sensörler ve İD kameralarla, ormanlık alanlar ucuza ve güneş enerjisiyle izlenebilir. Bu sayede, yangınlar daha başlar başlamaz tespit edilebilir ve büyümeden müdahale edilebilir.
İnönü Üniversitesi’nden Murat Toptaş’ın geliştirdiği yerli ve milli “YSB 82” isimli bombanın akıbeti araştırılmalı. Prototipi hazır olan bu icat neden kullanılmıyor? Belki de bu bomba, yangınlarla mücadelede elimizi güçlendirecek bir çözüm olabilir.
Eskiden olduğu gibi gönüllü sivil savunma ekipleri ve fahri orman müfettişleri yeniden devreye sokulmalı. Bu insanlar, ormanları kendi evleri gibi görüp koruyacaklardır.
Çam yerine daha az yanıcı olan zeytin, meşe, palamut gibi türler yaygınlaştırılmalı. Tek tip ağaçlandırma yerine, biyoçeşitliliği artırarak ormanların yangınlara karşı dayanıklılığı artırılabilir.
Hem yangın riskini azaltmak hem de yangın söndürme uçuşlarının güvenliğini sağlamak için enerji nakil hatları yer altına alınmalı. Bu, belki maliyetli bir çözüm ama uzun vadede daha güvenli olacaktır.
Hâlâ 300’e yakın yangının anız nedeniyle çıktığı belirtiliyor. Çiftçiler bilinçlendirilmeli ve anız yakımının önüne geçilmeli. Belki de anız yakmak yerine, toprağa karıştırmanın faydaları anlatılabilir.
Yangın söndürücü balonlar geliştirilerek yangın alanlarına havadan müdahale kolaylaştırılmalı. İHA’lar ve dronlar sayesinde, yangınların yayılımı daha yakından takip edilebilir.
Denizlerden ormanlara boru hatlarıyla su taşınması düşünülmeli. “Doğal gaz için boru hattı çekiliyor da orman için neden olmasın?” sorusu, aslında ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor.
Orman teşkilatından emekli bir daire başkanı olan orman mühendisinin açıklamaları da dikkat çekici. Diyor ki, yangın yerine bakan ve genel müdür gibi üst düzey isimlerin gitmemesi gerekiyor. Onların Ankara’dan süreci yönetmesi, sahadaki uzmanların daha rahat çalışmasını sağlayacaktır. Ayrıca, valilerin de yangın komutanlığına soyunmaması, esas sorumluluğun eğitimli orman personelinde olması gerektiği vurgulanıyor.
Yangın işçileri, ekipmanlar, ihbar sistemleri, yol ve erişim problemleri… Hepsi yangınla mücadeleyi zorlaştıran faktörler. Ormanlık alanlara izinsiz girişler, mangal ve sigara gibi dikkatsizliklerin de önüne geçilmesi gerekiyor. Ayrıca, orman teşkilatında siyasi saikle yapılan atamaların, yangınla mücadelede yetersiz kadrolara yol açtığı da önemli bir eleştiri konusu.
“Bu felaketi hep birlikte yeneceğiz” diyor çağrı metnini hazırlayanlar. Ve bu çağrı, hepimize. Artık konuşma değil, harekete geçme zamanı. Yangınları bir yaz gerçeği olarak kabullenmek yerine, kalıcı çözümlerle bu döngüyü kırmak mümkün. Ancak bunun için ortak akıl, toplumsal duyarlılık ve siyasi irade şart.
Çünkü bu sadece ağaçların değil, bir ülkenin geleceğinin meselesi…
Kaynak: Bha