Biliyorum bu konu hakkında çok yazıldı, çok çizildi. Birçok yazar kitaplar yazdı. Podcast yayınları çekildi, Tedx konuşmaları yapıldı. E, o zaman niye aynı konudan bahsedeceksin derseniz mevsimsel olarak bahar başladı. Nevruza sayılar günler kaldı. 2026’nın 3. ayındayız, pazar günündeyiz ve hepinizin düşündüğünüze eminim ki yarın haftanın ilk iş günü. Pazar günleri artık düşündüğümüz tek şey yarının pazartesi olması. Bugünün tatil günü olması ya da gün içindeki tüm saatlerin bize ait olması, havanın güzelliği, sokakların pazar günkü kalabalığı, baharın uyandırdığı doğa, yakmayan güneş değil düşündüğümüz tek şey sadece yarın pazartesi ve biz yine yarın sabah işe uyanacağız.
Geçtiğimiz günlerde yaban hayatı fotoğrafçısı Alper Tüydeş, Yaren Leylek ve Adem amcanın dostluğunun 15. yılında da devam ettiğini çektiği karelerle bizlere haber verdi. 15 yıldır hayvanlarla insanların kadim dostluğunun en güzel örneklerinden birine şahit oluyoruz hepimiz. Bu sevinçli haber birçok yayın kanalı tarafından paylaşıldı. Ana haber bültenlerine çıktı. Sosyal medyada paylaşılan haberlerden birkaçının altında hikayenin sonunun nasıl biteceğine dair yorumlar gördüm. En başta sorduğum soruyu yineliyorum, neden “şu an”ın keyfini sürmek varken gelecekteki olumsuz senaryolara odaklanırız? Evet, sonunu hepimiz biliyoruz ama önemli olan nasıl bittiği değildir ki önemli olan süreç içerisinde nelerin olduğudur. O anın verdiği huzur ve keyfiyet hissidir.
Bir öğrenci üniversiteye başladığında ya iş bulamazsam korkusu yaşar, evlilik teklifi alan bir kadın ve teklifi eden adam gelecekteki masrafları düşünür, işe başlayan biri ya kovulursam korkusu yaşar, işveren ocak ayındaki zammı düşünür, yeni bir girişimde bulunan ya batarsam der örneklendirerek çeşitlendirmek çok mümkün. Ama yaşarken hiçbirimiz günün birinde bizim de hayatta olmayacağımızı, sonun bir gün bizi de bulacağını düşünmez. Bunu düşünerek yeni güne başlamaz, bunu düşünerek yaşamaz. O zaman biz neden yeni bir işe başladığımızda, yeni bir hayat kuracağımızda ya da üniversitenin keyfini çıkarmak varken gelecekte olacak kötü senaryolara odaklanarak şimdinin tadını ve keyfini kaçırıyoruz? Rus edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan büyük yazar Tolstoy’un da dediği gibi: Gelecek diye bir şey yoktur, sadece şu an vardır ve şimdinin içinde mutluysak hep mutluyuz.”
Bu yazım size bir işaret olsun. Yarının pazartesi olduğunu düşünmek yerine bugünün pazar olduğunu düşünerek sokakların pazar kalabalığına karışıp şimdinin keyfini sürelim. Şimdi de mutlu olalım. Geleceğin ne getireceğini hiçbirimiz bilmiyoruz. Elimizde bugünümüz var, değerlendirelim.
Mutlu pazarlar.