Araştırmacı Rafet Ulutürk, İstanbul’un Fethi’nin yıldönümünde Fatih Sultan Mehmet’in hocası Molla Gürânî’nin Fatih’teki unutulmuş mezarına dikkat çekerek, bu önemli şahsiyete vefa gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Ulutürk, mezarın daha görünür kılınması ve ziyaret edilebilir hale getirilmesi için somut önerilerde bulundu.
Ankara – Bugün İstanbul’un Fethi’nin 572. yıldönümü. Bu vesileyle Türk araştırmacı, yazar ve gazeteci Rafet Ulutürk, dikkat çekici bir konuyu gündeme taşıdı: Fatih Sultan Mehmet’in hocası, büyük alim Molla Gürânî’nin İstanbul Fatih’teki mütevazı ve gözlerden uzak mezarı. Ulutürk, bu önemli şahsiyete gereken vefanın gösterilmesi gerektiğini belirterek, mezarın daha görünür ve ziyaret edilebilir hale getirilmesi için çağrıda bulundu.
Ulutürk, “Bugün, İstanbul’un Fethi’nin yıldönümüdür” başlıklı yazısında, fethin sadece bir şehrin alınışı değil, aynı zamanda bir medeniyetin dirilişi olduğunu vurguladı. Fatih Sultan Mehmet Han’ı ve ordusunu minnetle anarken, fethin manevi mimarlarından olan Molla Gürânî’yi de rahmetle yad etti. “Çağ kapatıp çağ açan bu büyük zafer, yalnız bir şehrin alınışı değil; bir medeniyetin dirilişi, bir inancın yükselişidir. Fatih Sultan Mehmet Han’ı, ordusunu, dualarıyla destek veren büyük alimleri –başta Molla Gürânî olmak üzere– rahmetle ve minnetle anıyoruz” ifadelerini kullandı.
İstanbul’un Fethi’nin aklın, adaletin, ilmin ve imanın zaferi olduğunu belirten Ulutürk, bu büyük mirasa layık olmak için çalışmaya devam edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Ulutürk’ün dikkat çektiği nokta, İstanbul’un kalbi Fatih’te, adeta unutulmaya yüz tutmuş bir mezarın varlığı. Bu mezar, Fatih Sultan Mehmet’in hocası Molla Gürânî Hazretleri’ne ait. Dört duvarla çevrili, koruma altına alınmış gibi görünse de, içinde ne bir ziyaret yolu, ne de bir tabela bulunuyor. Dua etmek isteyenlerin dahi girmesi mümkün değil. Ulutürk, bu durumun iyi niyetle korunma çabasının, alimi halktan koparmasına neden olduğunu ifade ediyor.
Ulutürk’e göre çözüm basit: O duvarlara bir kapı ve merdiven eklenmeli. Hatta oraya, tarihî kişiliğine yaraşır biçimde mütevazı ama saygı dolu bir türbe yapılmalı. Bu sadece Molla Gürânî için değil, aynı zamanda bir milletin vefa sınavı için de önemli. “Bir Mezar Değil, Bir Medeniyet İzidir” diyen Ulutürk, mezarın önemini şu sözlerle vurguluyor: “Eskiden mezarlıklar şehirlerin kalbindeydi. İnsan yürürken mezar taşlarını görür, ibret alırdı. Şimdi ise mezarlıklar dağlara sürüldü. Görülmesin diye… Çünkü bir mezara bakmak, insana ölümü ve ahireti, geçmişi ve sorumluluğu hatırlatır. Bugün şehirlerimizden ibreti, sessizliği ve hafızayı çıkarıyoruz.”
Ulutürk, sadece eleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda somut önerilerde de bulunuyor. Mezarın yanında yer alan otobüs durağının adının “Gündikzade” olduğunu belirten Ulutürk, bu durağın isminin neden “Molla Gürânî Durağı” olmaması gerektiğini soruyor. Bu değişikliğin hem gençlerin ilgisini çekeceğini, hem de her geçen yolcuya bir isim hatırlatması olacağını ve bir vefa nişanesi olarak tarihe geçeceğini savunuyor. “Tarihe, geçmişe, atalara sahip çıkmak sadece kitaplarda değil; taşta, durakta, sokakta, kalpte yaşar. Eğer bu sahip çıkış İstanbul’un tam ortasında görünmezse, başka nerede görünebilir?” diye sorarak konunun önemini bir kez daha vurguluyor.
Ulutürk’ün bu çağrısı, sadece bir mezarın restore edilmesi değil, aynı zamanda tarihimize, değerlerimize ve büyüklerimize karşı sorumluluğumuzu hatırlatıyor. İstanbul’un kalbinde, Fatih’te, unutulmaya yüz tutmuş bir alimin mezarı, aslında hepimize bir vefa dersi veriyor.