Eksik Kalan Cümleler ve Yarım Bardak Çaylar

Yayınlama: 08.04.2026
A+
A-

Bazı geceler vardır, şehir sustuğunda sokağın lambasıyla baş başa kalırsınız. Hani o sarı ışığın altında uçuşan toz zerrelerini izlerken, zihninizde de geçmişin, bugünün ve o meçhul yarının tozları havalanır. İşte tam o anlarda anlarsınız; hayat aslında ne sadece kahkahadan ibaret ne de sadece gözyaşından. Hayat, hepsinin birbirine karıştığı o tuhaf, puslu ama bir o kadar da kıymetli boşluğun adıdır.

Bugün, içimden geldiği gibi, biraz oradan biraz buradan, hayatın o darmadağın ama anlamlı bütününden bahsetmek istiyorum.

Hepimiz bir şeyleri eksik bırakarak yürüyoruz bu yolda. Masanın üzerinde soğuyan o çay bardağı gibi, aslında pek çoğumuzun ruhu da hep bir sonraki ana, bir sonraki habere, bir sonraki “tamamlanma” hissine odaklı. Birilerine söyleyemediğimiz o “seni seviyorumlar”, yutkunduğumuz o sitemler, “aman şimdi sırası değil” diyerek ertelediğimiz o samimi sarılmalar…

Oysa son zamanlarda çevremize baktığımızda görüyoruz ki; hayat, ertelemeye gelmeyecek kadar hoyrat davranabiliyor bize. Fatmanur öğretmenlerimizin o yarım kalan derslerini düşündükçe, aslında her sabah uyandığımızda tahtaya yazdığımız o ilk harfin ne kadar mucizevi olduğunu fark ediyoruz. Bir insanın hayatına dokunmak için elinizde kocaman bir fırsat varken, neden o eli sıkıca tutmuyoruz?

Dünya, hiç olmadığı kadar gürültülü. Herkesin bir fikri, herkesin bir ekranı, herkesin bir vitrini var. Ama o ekranları kapattığımızda, odanın o sessizliğiyle baş başa kaldığımızda kaçımız gerçekten “tam” hissediyoruz? Algoritmalar bize neyi seveceğimizi, kime kızacağımızı, hatta baharın gelişine ne kadar sevinmemiz gerektiğini bile dikte eder oldu.

Nisan geldi, pencerelerden o taze toprak kokusu sızıyor ama biz hala başımız önde, bir mavi ışığın içinde “umut” arıyoruz. Oysa umut, o ışığın dışında; bir ağacın tomurcuğunda, bir komşunun “nasılsın” deyişinde, bir çocuğun uçurtmasının peşinden koşarken attığı o kontrolsüz kahkahada gizli. İnsan olmanın o eski, tozlu ama güven veren kokusunu özledik.

Dünyanın bir ucunda füzeler gökyüzünü yırtarken, biz burada kendi küçük savaşlarımızı veriyoruz. Bazen “dünya nereye gidiyor?” diye sormaktan yorulup, kendi içimizdeki o güvenli limana sığınıyoruz. Ama biliyoruz ki, bir yerlerde bir çocuk korkuyla gökyüzüne bakıyorsa, bizim buradaki huzurumuz her zaman biraz eksik, biraz mahcup kalacaktır. Acı evrenseldir; dili, dini, coğrafyası yoktur. Bir annenin feryadı dünyanın her yerinde aynı frekanstan kalbe sızar. Belki dünyayı biz kurtaramayız ama kendi sokağımızdaki, kendi kalbimizdeki o barışı korumak, şu an yapabileceğimiz en büyük devrimdir.

Dostlarım, hayat her zaman bir şiir zarafetinde akmıyor. Bazen dizelerimiz kırılıyor, bazen kafiyelerimiz birbirine giriyor. Ama unutmayın ki; en güzel melodiler, o hüzünlü notaların arasına sızan o umutlu vuruşlarda saklıdır.

Bugün kendinize biraz izin verin. Hata yapmaya, biraz hüzünlenmeye, hatta hiçbir şey yapmadan sadece durup nefes almaya izin verin. Kusurlarınızla, yarım kalan cümlelerinizle ve o hiç sönmeyen umudunuzla siz bu hayatın en gerçek karakterisiniz.

Dışarıda Nisan’ın o serin, şifalı eli doğaya dokunurken; siz de kendi ruhunuza dokunun. Yaralarınızı güneşle kurutun, hayallerinizi Nisan rüzgarına bırakın. Çünkü hayat, tüm bu karışıklığına, acısına ve belirsizliğine rağmen; hala yaşanmaya değer o tek muazzam hikâyedir.

Sıcak bir kahve eşliğinde, kendi içinizdeki o en samimi sese kulak verin. O ses size her zaman doğru yolu fısıldayacaktır.

Hatice ÇELİKEL

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130
Yazarın Son Yazıları