Dijital Demokrasi

Yayınlama: 16.02.2026
Düzenleme: 09.02.2026 21:35
A+
A-

Gerçeklik Savaşı: Deepfake ve Demokrasiye Dair Karanlık Bir Teknoloji Gerçeği

Tülay Ataman – Köşe Yazısı

  1. yüzyılın teknolojik devrimi bize sadece daha hızlı telefonlar, daha akıllı uygulamalar ya da daha parlak ekranlar getirmedi. Aynı zamanda çok daha sessiz, çok daha tehlikeli bir şeyi de hayatımıza soktu: Gerçeğin tartışmalı hâle gelmesini.

Artık “Bu doğru mu?” sorusu, yerini yavaş yavaş daha ürkütücü bir soruya bırakıyor:

“Bu gerçekten yaşandı mı?”

Yapay zekâ ile üretilen sahte görüntüler, sesler ve kimlikler… Yani deepfake teknolojisi. Bir zamanlar bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz bu sahneler, bugün haber bültenlerinde, sosyal medya akışlarında, hatta aile WhatsApp gruplarında karşımıza çıkıyor. Üstelik giderek daha ikna edici, daha gerçekçi ve daha sarsıcı biçimde.

2026 Uluslararası Yapay Zekâ Güvenlik Raporu’nun ortaya koyduğu tablo ürkütücü: Deepfake içerikler artık yalnızca artmıyor, neredeyse gerçeğin yerine geçiyor. O kadar ustaca üretiliyorlar ki, uzman olmayan bir göz için ayırt etmek neredeyse imkânsız. İşte bu noktada mesele teknik bir sorun olmaktan çıkıyor ve doğrudan demokrasiye, toplumsal güvene ve ortak akla uzanıyor.

Çünkü demokrasi, ortak bir gerçeklik zemini üzerinde yükselir. O zemin kayarsa, her şey sallanır.

Deepfake teknolojisinin etkisi sadece seçim kampanyaları ya da siyasi manipülasyonla sınırlı değil. Akademik çalışmalar açıkça gösteriyor ki bu sahte içerikler; bireylerin itibarını yerle bir edebiliyor, çocukların dijital güvenliğini tehdit ediyor ve toplumun bilgiye olan güvenini aşındırıyor. Özellikle çocukları hedef alan sahte görüntüler ve sesler, yalnızca psikolojik travmalara yol açmıyor; aynı zamanda “gördüğüne inanma” refleksini de kırıyor.

Bu, bir kuşağın gerçeklikle kurduğu ilişkinin hasar görmesi demek.

Elbette dünya bu tehlikeyi fark etmiş durumda. Birleşik Krallık’ın, Microsoft ve akademik kurumlarla birlikte deepfake tespit sistemleri geliştirmek üzere laboratuvarlar kurması tesadüf değil. Ama burada önemli bir gerçek var: Teknoloji ne kadar hızlı gelişirse gelişsin, zarar her zaman bir adım önde ilerliyor.

Sosyal medya platformları ise bu tartışmanın en problemli aktörleri. Çünkü deepfake’lerin yayılma hızı, çoğu zaman doğruluk mekanizmalarının çok üzerinde. Avrupa Birliği’nin daha sıkı etiketleme ve içerik düzenleme standartları üzerine çalışması, geç kalınmış ama hayati bir adım. Ancak şu soruyu sormadan ilerlemek mümkün değil:

Gerçeği koruma sorumluluğu yalnızca yasalara mı ait, yoksa platformların vicdanına da mı?

Bu teknolojinin demokrasiye etkisi yalnızca seçim günleriyle sınırlı değil. Uluslararası düşünce kuruluşları, yapay zekânın siyasi iletişimi kökten değiştirdiğini vurguluyor. Vatandaş katılımı yeniden tanımlanıyor, kamuoyu artık daha hızlı ama daha kırılgan biçimde şekilleniyor. İlginç olan şu ki; aynı teknoloji doğru kullanıldığında katılımı artırma potansiyeline de sahip. Yani deepfake meselesi siyah-beyaz değil. Her risk, içinde bir ihtimali de taşıyor.

Ama bedeli ağır.

Son araştırmalar, deepfake dolandırıcılıklarının ekonomik ve sosyal mağduriyetleri ciddi biçimde artırdığını gösteriyor. Milyarlarca dolarlık kayıplar, yıkılan hayatlar, zedelenen kurumlar… Bu, artık soyut bir gelecek senaryosu değil; yaşanan bir gerçeklik.

Bütün bunlar bize tek bir şeyi söylüyor:

Teknolojik yenilik ile etik sorumluluk birbirinden ayrılabilir değil.

Dijital köken etiketleme, içerik doğrulama protokolleri, tespit algoritmaları… Hepsi önemli. Ama yetmez. Çünkü mesele sadece “sahteyi yakalamak” değil; gerçeği koruma iradesini canlı tutmak.

Sonuç olarak deepfake teknolojisi bir siber güvenlik başlığı olmaktan çoktan çıktı. Bu, toplumsal gerçeklik algısının yeniden yazıldığı bir çağın başlangıcı. Artık gerçeklik; sadece gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz bir şey değil. Algoritmaların seçtiği, platformların öne çıkardığı, hızın şekillendirdiği bir olgu.

Ve bu çağda bize düşen en temel sorumluluk şu:

Gördüğümüz şeyle yetinmemek.

“Neden bunu görüyorum?” diye sormak.

Bu sorumluluk sadece teknoloji uzmanlarının, siyasetçilerin ya da akademisyenlerin değil. Hepimizin. Çünkü demokratik toplumlar, yalnızca doğru bilgiyle değil; doğruyu arama cesaretiyle ayakta kalır.

Gerçek, artık kendini savunamıyor.

Onu savunacak olan biziz.

Tülay Ataman

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130