Son zamanlarda dizi sektöründe gittikçe artan bir furya gözüme çarpmaya başladı. C-Drama (Çin Dizileri) furyası. Geçen gün ablamla konuştuğumuzda bir Çin dizisini izlediğini söyledi. İlk başlarda biraz garipsedim. Daha önce izlerken hiç görmemiştim. Biraz araştırma yaptığımda pek çok kişinin Çin dizilerini izlediğini fark ettim. Önceleri sadece Uzak Doğu’nun kendi içinde kaldığı bu diziler artık tüm dünyanın izlediği bir fenomen dönüştü. Bu furyanın en dikkat çekici dizilerinden biri de “Love Story in the 1970s”. Peki neden kendimizi 1970’lerin kırsal Çin köylerini izlemeyi bu kadar sevdik? Bu sorunun cevabı aslında çok basitti. Hepimizin eksikliğini hissettiği o saf aidiyet duygusuna dokunduğu için.
Nostaljinin Gücü
Love Story in the 1070s dizisi yalnızca bir aşk hikayesini anlatmıyor. İzleyiciye zaman makinesine atlayıp o dönemlere gitmiş hissi veriyor. 70’li zamanların o samimi atmosferini güzel bir şekilde işliyor. Bizleri mektupların haftalarca beklenmesini, her şeyin yavaş işlendiği ekran bağımlısı olmadığımız o yıllara götürüyor. Dizideki karakterlerin arasındaki bağ emekle ve sabırla işleniyor. Sevgiyi fedakarlıkla harmanlıyor. Bu devirdeki dijital dünyanın çok ötesini anlatıyor.
Aile Bağları
Dizide bir diğer önemli şey ise aile bağları. 1979’lerin yaşamında aile, insanın hem sığınağı hem de sınavı olabiliyor. Bugün herkese dayatılan bireyselliğin, yalnız olmanın kutsandığı modern hayatın tam tersini gösteriyor. Başkasının derdiyle dertlenen, herkesin toplandığı kalabalk sofralarla kalabalık aile yapısını izlemek insanın ruhuna dokunuyor.
Çin dizilerinin bir furya haline gelmesinin sebebi bunlar olabilir. Bizlere kaybettiğimiz güzellikleri hatırlatıyor. Mahalle kültürünün samimiyeti, kardeşler arasındaki o dayanılma, anne ve babayla vakit geçirme… Fark ettiyseniz bunlar yalnızca Çin’e özgü özellikler değil. Bizim de kültürümüzde olan fakat modernleşme ile kaybettiğimiz değerler
Asıl Özlediğimiz
Belki de insanlar artık hayatın hızlı akışından yoruldu. Her şeye bu kadar hızlı ulaşıp da değersiz olmasından bıktık. Love Story in the 1970s gibi diziler bizlere daha az şeylerde daha gerçek duyguların olduğunu fısıldıyor. Sonuç olarak şu ki; insanın en çok aradığı şey samimiyet. Aslında hepimiz dizilerdeki hikayeleri değil, çocukluğumuzdaki o sıcak pazar kahvaltılarını özlüyoruz.

Meryem Veli