Anne Olmak: Kendini Kaybederken Dünyayı Bulmak

Yayınlama: 26.02.2026
Düzenleme: 25.02.2026 19:53
A+
A-

Annelik, genellikle pembe bulutların üzerinde tasvir edilen bir kutsallık masalı gibi anlatılır. Ancak gerçek hikaye, o masalların çok ötesinde; daha derin, daha sarsıcı ve çok daha insani bir yerden başlar.

Dünya, bir bebeğin ilk ağlayışıyla ikiye bölünür: O sesten öncesi ve o sesten sonrası. O ana kadar bir kadının kimliği; başarıları, hayalleri, sevdiği kahve çekirdekleri veya hafta sonu planlarıyla şekillenirken; o ilk sesle birlikte “birinin annesi” olma sıfatı, tüm bu kimliklerin üzerine dev bir gölge gibi düşer.

Peki, bu bir kayboluş mudur, yoksa yeniden doğuş mu?

Görünmezliğin Şefkati

Modern toplumda annelik, tuhaf bir çelişkiyi barındırır: Aynı anda hem dünyanın en önemli işini yapıp hem de en “görünmez” insanı haline gelmek. Sokakta bebek arabasını süren bir kadına bakın; insanların çoğu bebeğe gülümser, ona sorular sorar. Arabayı süren kadının o gece kaç kez uyandığı, hangi hayalinden vazgeçip o parka geldiği ya da o an zihninde hangi yarım kalmış kitabı bitirmeye çalıştığı genellikle kimsenin umurunda değildir.

Annelik, aslında bir “sabır işçiliğidir”. Ilımış çayların, defalarca ısıtılan yemeklerin ve yarım bırakılan cümlelerin toplamıdır. Bir kadının kendi iç sesini, bebeğinin nefes alışlarını dinlemek için susturduğu o uzun gecelerdir.

Mükemmellik Tuzağı

Bugün anneler, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük bir baskı altında. Sosyal medyanın kusursuz kareleri; her anı neşeyle dolu, evi her daim düzenli, çocukları her zaman “eğitici” oyunlar oynayan o hayali annelik portresini önümüze koyuyor. Oysa gerçek annelik, o parlatılmış karelerin arkasındaki dağınıklıktadır. Gerçek annelik; yetememe korkusuyla dökülen sessiz gözyaşlarında, “Acaba doğru mu yapıyorum?” diye uykusuz kalınan gecelerdedir.

Kutsallık atfedilen o “fedakarlık” kavramı, bazen kadının kendi varlığını unutmasına neden olan bir tuzağa dönüşebilir. Oysa bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey; mükemmel bir anne değil, mutlu ve tam bir kadındır.

Kalbin Sınırlarını Genişletmek

Her şeye rağmen annelik, insan ruhunun sınırlarını keşfettiği en uç noktadır. Kendi canından öte bir canın varlığı, insana daha önce hiç bilmediği bir cesaret ve dayanıklılık verir. Bir gülümseme için dünyaları karşısına alabilecek o güç, kadının içindeki uyuyan devin uyanışıdır.

Anne olmak; bir insanın büyümesine tanıklık ederken, kendi çocukluğunla barışmak veya onunla yeniden yüzleşmektir. Elini tutan o minik parmaklar, aslında size sadece bağımlı değildir; size sabrı, anda kalmayı ve en saf haliyle karşılıksız sevmeyi öğretirler.

Annelik, bir kadının kendinden vazgeçtiği bir durak değil; kendini daha geniş bir perspektifle yeniden inşa ettiği bir yolculuktur. Bu yolculukta yorulmak, özlemek ve bazen “eski beni” aramak ayıp değildir; aksine insan olmanın en doğal parçasıdır.

Unutmayalım ki; bir çocuğun sığındığı o en güvenli liman olan anne, önce kendi içindeki denizi durgun tutmayı öğrenmelidir. Kadınlığın, anneliğin ve birey olmanın o ince dengesinde; her anne, kendi mucizesini o soğumuş kahve fincanının başında, sessiz bir gece yarısında yeniden keşfeder.

Hatice ÇELİKEL

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130