Son on yıl, insanlık tarihinin en yoğun teknolojik sıçramalarından birine sahne oldu. Yapay zekâdan kuantum hesaplamaya, biyoteknolojiden nöroteknolojiye uzanan bu dönüşüm; üretim biçimlerini, öğrenme modellerini ve hatta insanın kendilik algısını yeniden şekillendiriyor. Ancak bu hız, beraberinde kaçınılmaz bir soruyu da getiriyor: Teknolojik ilerleme, insanî ilerlemeyle aynı yönde mi ilerliyor?
Yapay Zekâ: Verimlilik mi, Bilişsel Devralma mı?
Güncel araştırmalar, büyük dil modellerinin (LLM’ler) yalnızca bilgi üretmediğini, aynı zamanda karar süreçlerini de etkilediğini ortaya koyuyor. Eğitimden hukuka, tıptan gazeteciliğe kadar birçok alanda yapay zekâ destekli sistemler artık yardımcı değil, belirleyici konumda.
Akademik literatürde bu durum “cognitive offloading” (bilişsel yük aktarımı) kavramıyla açıklanıyor. İnsan zihni, karmaşık düşünme süreçlerini giderek makinelere devrettikçe; eleştirel düşünme, problem çözme ve derin okuma becerilerinde ölçülebilir bir gerileme gözlemleniyor. Bu, teknolojinin suçu değil; nasıl ve ne amaçla kullanıldığının sonucu.
Kuantum Hesaplama: Güç, Kontrol ve Etik
IBM, Google ve Çin merkezli araştırma laboratuvarlarının 2024–2025 döneminde açıkladığı kuantum işlemci gelişmeleri, klasik bilgisayarların çözemeyeceği problemleri çözme potansiyeli taşıyor. Özellikle kriptografi, ilaç keşfi ve iklim modellemesi alanlarında devrimsel bir eşik söz konusu.
Ancak kuantum teknolojileri aynı zamanda mevcut şifreleme sistemlerini geçersiz kılabilecek güçte. Bu da bireysel veri güvenliğinden ulusal güvenliğe kadar uzanan etik ve hukuki boşlukları beraberinde getiriyor. Teknoloji burada ilerliyor; fakat regülasyon aynı hızda hareket etmiyor.
Biyoteknoloji ve İnsan Müdahalesinin Sınırı
CRISPR-Cas9 ve benzeri gen düzenleme teknolojileri, kalıtsal hastalıkların tedavisinde umut vaat ederken, “tasarlanmış insan” tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Akademik çevrelerde artık şu soru soruluyor:
Tedavi ile iyileştirme arasındaki çizgi nerede başlar, nerede biter?
Bu noktada teknoloji, yalnızca bilimsel değil, felsefi ve sosyolojik bir tartışmanın da merkezinde yer alıyor.
Nöroteknoloji: Zihne Açılan Kapı
Beyin-bilgisayar arayüzleri (BCI), özellikle felçli bireylerin iletişim kurabilmesi açısından çığır açıcı. Ancak beyin sinyallerinin okunabilir, hatta yönlendirilebilir hâle gelmesi; “düşünce mahremiyeti” kavramını ilk kez ciddi biçimde tehdit ediyor.
Zihin, bugüne kadar dokunulamaz kabul edilen son alandı. Artık değil.
Sonuç: İlerleme Kimin İçin?
Teknolojik yenilikler inkâr edilemez biçimde hayatı kolaylaştırıyor. Ancak kolaylaşan her şey, insanı güçlendirmiyor. Akademik veriler bize şunu söylüyor:
Teknoloji nötrdür; onu anlamlı ya da yıkıcı kılan insanın niyetidir.
Bugün asıl mesele, daha hızlı sistemler geliştirmek değil; daha bilinçli kullanıcılar yetiştirmek. Aksi hâlde algoritmalar gelişirken, insan zihni sadeleşir. Ve bu, ilerleme değildir.
Teknolojiyi konuşurken artık yalnızca “ne yapabiliyor?” sorusunu değil,
“Bizden ne alıyor?” sorusunu da sormak zorundayız.
Tülay Ataman