Algoritmalar düşünceyi nasıl etkiliyor!

Yayınlama: 13.02.2026
Düzenleme: 09.02.2026 21:23
A+
A-

Algoritmalar Ne Düşüneceğimize Karar Verirse Ne Olur?

Tülay Ataman – Köşe Yazısı

Sabah uyanıyoruz, telefonumuzu elimize alıyoruz ve daha ilk dakikada dünyaya dair bir “akış” önümüze düşüyor. Hangi haber önemli, hangi konu konuşulmalı, neye sinirlenmeli, neye gülmeli… Bunların büyük kısmını biz seçtiğimizi sanıyoruz. Oysa çoğu zaman seçilen biziz.

Bugün sosyal medya sadece bir paylaşım alanı değil; düşünce küratörü. Algoritmalar, geçmiş davranışlarımıza bakarak bize yeni bir gerçeklik sunuyor. Aynı ülkede yaşayan, aynı dili konuşan insanlar bile bambaşka dünyalarda yaşıyor. Çünkü herkesin karşısına çıkan “gerçek” farklı.

İşte tam bu noktada kritik soru ortaya çıkıyor:

Algoritmalar ne düşüneceğimize karar verirse, özgür irade nerede başlıyor?

Bu sistemler kötü niyetli olmak zorunda değil. Ama temel bir motivasyonları var: daha fazla etkileşim. Daha çok kalmamızı, daha çok tıklamamızı, daha çok tepki vermemizi istiyorlar. Bunun yolu da çoğu zaman uç duygulardan geçiyor. Öfke, korku, hayranlık, kutuplaşma…

Dengeli düşünce ise algoritmalar için sıkıcı.

Zamanla şunu fark ediyoruz: Kendi fikrimizi oluşturduğumuzu sanırken, aslında bize en çok “benzer” fikirlerin içinde dolaşıyoruz. Karşıt görüşle temas azaldıkça, zihinsel esneklik de kayboluyor. Bu, zekânın düşmesi değil ama zihnin daralması.

Özellikle çocuklar ve gençler için bu çok daha hassas bir mesele. Gelişmekte olan bir zihin, sürekli onaylanan fikirlerle büyürse, itiraz etmeyi öğrenemiyor. Oysa düşünme, biraz da rahatsız olmakla gelişir. Farklı olana tahammül, gerçek zekânın sessiz göstergesidir.

Burada yine suçlu aramak kolay. Sosyal medya, algoritmalar, teknoloji şirketleri… Hepsinin payı var. Ama asıl sorumluluk hâlâ bizde. Çünkü algoritmalar talep ettiğimizi güçlendirir. Sessizce kaydırdığımız her içerik, sistem için bir oy gibidir.

Peki çözüm ne? Telefonu tamamen kapatmak mı? Hayır. Bu çağda bu gerçekçi değil. Ama bilinçli kullanım mümkün. Zaman çizelgesini değil, zihnimizi yönetmeyi öğrenmek zorundayız.

Kendimize şu soruları sormak küçük ama güçlü bir başlangıç olabilir:

– Bu görüş bana neden sürekli gösteriliyor?

– Hiç katılmadığım bir fikri en son ne zaman dinledim?

– Algoritma beni sakinleştiriyor mu, kışkırtıyor mu?

Eğitimciler, ebeveynler ve medya için de yeni bir sorumluluk alanı doğuyor: Çocuklara sadece dijital okuryazarlık değil, algoritmik farkındalık kazandırmak. Yani “ne izliyorum”dan çok “neden bana bunu izletiyorlar” sorusunu sormayı öğretmek.

Belki de çağımızın en büyük sınavı şu:

Herkesin konuştuğu yerde susabilmek,

herkesin sustuğu yerde düşünebilmek.

Algoritmalar hızla gelişiyor. Ama düşünme cesareti hâlâ insanın elinde.

Ve onu devretmek zorunda değiliz.

Tülay Ataman

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130