Türkiye’de kentsel dönüşüm çalışmaları, deprem riski taşıyan yapıların yenilenmesi ve modern şehircilik anlayışının hayata geçirilmesi amacıyla hız kazandı. Büyükşehirlerden ilçe belediyelerine uzanan geniş bir coğrafyada sürdürülen dönüşüm projeleri; vatandaşlar, müteahhitler ve yerel yönetimler arasında yoğun bir tartışmanın fitilini ateşliyor.
RİSKLİ YAPILAR YIKILIYOR, YENİ ŞEHİRLER KURULUYOR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre Türkiye’deki binaların önemli bir bölümü deprem yönetmeliklerini karşılamıyor. Bu gerçeklik, kentsel dönüşümü bir tercih değil zorunluluk haline getiriyor. Riskli alan ilan edilen bölgelerde yıkım ve yeniden yapılanma süreçleri eş zamanlı yürütülürken vatandaşlar kira yardımı ve geçici konut desteğiyle süreç boyunca mağdur edilmemeye çalışılıyor.
VATANDAŞLAR KENTSEL DÖNÜŞÜME TEPKİLİ
Kentsel dönüşüm projeleri çoğu insanlar tarafından tepkiyle karşılanıyor. Ev sahipleri hak kayıplarına uğrayacağı endişesiyle sürece temkinli yaklaşırken kiracılar için tablo daha da belirsiz. Tazminat hesaplamalarındaki anlaşmazlıklar, tahliye süreçlerindeki sıkıntılar ve yeni konutların maliyet yükü vatandaşların en çok dile getirdiği sorunların başında geliyor. Sivil toplum kuruluşları, dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte şeffaflık ve katılımcılık taleplerini de yüksek sesle dile getirmeye başladı.
DÖNÜŞÜM FIRSATA MI YOKSA SPEKÜLASYONA MI DÖNÜŞÜYOR?
Kentsel dönüşümün yarattığı inşaat hareketliliği ekonomiye ivme kazandırırken bazı bölgelerde arazi ve konut fiyatlarını da hızla yukarı taşıyor. Uzmanlar, dönüşüm sürecinin kamu yararı gözetilerek yönetilmezse rant odaklı bir yapıya dönüşme riskini taşıdığı uyarısında bulunuyor. Planlama süreçlerine katılımın artırılması, bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve sosyal konut üretimine öncelik verilmesi ise çözüm önerileri arasında öne çıkıyor
TEVFİK BOZDAĞ
