Sessiz Çığlıklar ve Kırılan Kalemler

Yayınlama: 18.04.2026
A+
A-

Son günlerde ekranlarımıza düşen, sosyal medya akışlarımızı birer karabasan gibi kaplayan o haberler… Okul bahçelerinden yükselen siren sesleri, titreyen ellerle çekilmiş bulanık videolar ve koridorlarda yankılanan o korkunç sessizlik. Kalemimi elime aldığımda parmaklarımın ucundaki ağırlığı tarif etmem çok güç; çünkü bir toplumun geleceğinin, çiçek açması gereken çocuklarının böyle bir şiddet sarmalına kurban gidişini izlemek, ruhumuzda derin yaralar açıyor.

Bir okulun kapısından içeri giren her çocuk, ailesinin dünyaya bıraktığı en değerli emanettir. Oraya öğrenmeye, büyümeye, hayal kurmaya giderler. Ancak son günlerde okunan haberler, bu kutsal çatıların altına sızan karanlığı gözler önüne seriyor. Bir çocuğun, bir gencin eline kalem yerine öfkeyi, kitap yerine şiddeti alması; sadece bireysel bir hata değil, hepimizin ortak mağlubiyetidir.

Şiddet, sadece tetiğin çekildiği ya da darbenin vurulduğu o an patlak vermez. O an gelene kadar hangi yalnızlıklar, hangi ihmaller, hangi “görülmeyen” acılar o körpe zihinlerde büyüdü? Biz nerede hata yaptık da bir çocuğun kalbi, kendi akranına veya öğretmenine zarar verecek kadar buz tuttu?

Teknolojiyle bu kadar iç içe, her şeye bir tıkla ulaştığımız bu çağda, galiba en çok birbirimizin kalbine ulaşmayı unuttuk. Sosyal medyadaki nefret söylemleri, şiddeti yücelten oyunlar ve ekrandan taşan o sahte güç gösterileri; gençlerimizin zihninde gerçeklik algısını bozuyor. Bir canın yanmasının ne demek olduğunu, bir annenin feryadının dünyayı nasıl durdurabileceğini hissetmeyen bir nesil yetişiyorsa, hepimiz durup bir düşünmeliyiz.

“Bir okul açan, bir hapishane kapatır,” der Victor Hugo. Ama eğer o okulun içinde korku kol geziyorsa, o okul artık bir özgürlük alanı değil, bir kaygı merkezine dönüşmüş demektir.

Bu olaylar sadece polisiye birer vakıa değildir; bu bir imdat çağrısıdır. Ailelerin çocuklarıyla kurduğu bağın kalitesinden, okullardaki psikolojik danışmanlık hizmetlerinin derinliğine kadar her şeyi yeniden masaya yatırmalıyız. Çocuklarımıza “en yüksek notu almayı” öğretmeden önce, “merhameti” ve “bir başkasının acısını hissetmeyi” öğretmek zorundayız.

 Haber bültenleri bir süre sonra başka konulara dönecek, o siyah kurdeleler kaldırılacak. Ama o koridorlardaki travma, o ailelerin yüreğindeki yangın sönmeyecek. Başka canların yanmaması, başka kalemlerin yarıda kırılmaması için bugün sadece üzülmek yetmez; birleşmek, anlamak ve sevgiyle sarıp sarmalamak zorundayız.

Çocuklarımızın gözlerindeki o masum ışığın, şiddetin gölgesiyle sönmesine izin vermeyelim. Çünkü bir çocuğu kaybetmek, aslında geleceği kaybetmektir.

Hatice ÇELİKEL

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130