Son yıllarda okullarda artan şiddet olayları ve çocukların dijital oyunlara artan yönelimi, eğitim ortamlarında ‘’oyun’’ kavramının yeniden gündeme taşıdı. Türkiye genelindeki ortaokullarda, özellikle son haftalarda dikkat çeken bu gelişmeler neticesinde, öğrencilerin günlük hayatta ve boş derslerde hangi oyunları, nerede, nasıl ve ne amaçla oynadıkları meselesi daha kapsamlı bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, çocukların yaşadıkları kaygı, korku, mutluluk gibi her türlü duyguları oyun aracılığıyla ifade edebildiğini belirtmektedir. Bununla birlikte, şiddet içeriği barındıran ya da aşırı rekabete dayalı oyunların, bu tür olumsuz duyguları pekiştirebileceği konusunda uyarılar yapmaktadır. Bu kapsamda, öğrencilere sunulacak oyunların titizlikle seçilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Eğitimciler, özellikle boş derslerde tercih edilmesi gereken oyunların, iş birliğini teşvik eden, iletişimi güçlendiren ve yaratıcılığı destekleyen niteliklere sahip olması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Sessiz sinema, kelime türetme, hikâye tamamlama ve isim-şehir gibi grup oyunları; çocukların hem eğlenceli dinamiğe sahip olmaları hem de öğrenciler arası sosyal etkileşimi arttırmaları nedeniyle ön plana çıkmaktadır.
Yapılan gözlemler, öğrencilerin hızlı, eğlenceli ve grup içi etkileşimi destekleyen oyunlara ilgi duyduğunu göstermektedir. Ancak dijital oyunların sınıf içerisine taşınması durumunda, zaman zaman şiddet içerikli unsurların devreye girdiği görülmektedir. Bu durum, pedagojik açıdan daha dikkatli bir yönlendirme gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Uzmanlar, çocukların yalnızca dijital platformlarla sınırlı bir etkileşim kurmak yerine yüz yüze iletişimi güçlendiren oyunlara yönlendirilmesinin önemini ve değerini vurgulamaktadır. Özellikle arkadaşlık bağlarını güçlendiren, ortak düşünme süreçlerini teşvik eden ve paylaşma duygusunu geliştiren oyun türleri, çocukların sosyal beceri gelişimi üzerinde olumlu katkılar sağlamakla kalmayıp zarar verici dijital içeriklerin etkisini de azaltabilmektedir.
Ayrıca oyunlar, sadece bir eğlence aracı olarak değil, aynı zamanda çocukların duygusal dünyasını yansıtan bir gözlem aracı olarak değerlendirilmektedir. Oyunda sergilenen davranışlar, verilen tepkiler ve kurulan iletişimler, çocukların ruhsal durumu hakkında değerli ipuçları sunmaktadır. Bu durum öğretmenler için önemli bir fırsat yaratmaktadır; çünkü oyun sırasında yapılan gözlemler, öğrencilerin yaşadığı muhtemel sorunlar veya olumlu gelişim süreçleri hakkında farkındalığı artırabilir ve böylece öğretmenlerin daha uygun yönlendirmeler yapabilmesine olanak tanır.
Sonuç olarak, öğretim ortamlarında gerçekleştirilen oyun etkinlikleri yalnızca zaman doldurmanın ötesinde anlam taşımaktadır. Doğru seçilmiş oyunlar sayesinde öğrenciler sadece keyifli vakit geçirmekle kalmamakta; aynı zamanda kaygı düzeylerini azaltarak daha güvende hissetmekte ve sosyal ilişkilerini güçlendirerek psikososyal yönden gelişim göstermektedirler. Dolayısıyla sınıfta oynanan oyunlar, öğrencilerin bireysel ve toplumsal gelişimlerine olumlu katkılar sağlayan önemli pedagojik araçlar olarak değerlendirilmektedir.
Haber: NAZ MERCAN