Kendimi ne zaman “bundan sonrası için ne olacak” sorusuyla baş başa kaldığımı fark etsem elim hep “Benden Ne Olur?” filmine gidiyor. Kaç kere izledim bilmiyorum. Bu da birçok kez bu soruyla yüzleştiğim anlamına geliyor.
Aslı Kızmaz’ın aynı adlı kitabından uyarlanan film 2022 yılında vizyona girdi. Filmin yönetmen koltuğunda Murat Şenöy oturuyor. Başrollerde Hazal Kaya (Sertab) ve Onur Tuna (Soner) yer alıyor.
Genç, eğitimli bir kadın olan Sertab’ın kendini arama ve savrulma süreçlerine şahit oluyoruz hikaye boyunca. Birçok hata yapan, kendini ait hissetmediği mekan ve işte yer alan Sertab, günümüzde ve bizden önceki dönemlerde yaşayan insanların tanıdık noktalarına temas ediyor. Her yolu, her sıfatı, her kimliği deneyen Sertab ait olmadığı hikayelerde daha da kendini kaybolmuş ve sıkışmış hissediyor. Gelin olmayı, iş insanı olmayı, arkadaş olmayı, aşık olmayı, kardeş olmayı deniyor. Ama günün sonunda yine kendi yalnızlığı ve bundan sonra ne olacak duygusuyla baş başa kalıyor.
Fikrimce Sertab’ın geçtiği yollardan birçoğumuz geçti ya da geçiyor. Bence bu arayış, kaybolma hissi, bu durum her insanın hayatında en azından bir kere de olsa yaşaması gereken bir duygu. Filmin bel kemiğini oluşturan ana düşünce de zaten hikayede çok yerde geçen “Savrul savrulabildiğin kadar, başka türlü yolunu nasıl bulacaksın ki?” sorusu. Her yolu deneyen Sertab sonunda kendisinden en iyi “kendisi” olabileceğini anlayarak kendisi olmayı, hayatını belli sıfatlarla değil, içinden geçeni yapmayı tercih ediyor. Birçok konuda ve alanda başarısız olan bu genç kadın kendi sesini dinleyebilme cesareti ve emeği gösterdiğinde başarabiliyor. Bu kadar sesin, yolun, direktifin, hızın olduğu çağda kendimizi seçmeyi denemekten korkmamalıyız.
Benden en iyi “ben” olur. Senden en iyi “sen” olur. Yol ve arayış bir tane ve çivili tellerle örülmüş değil. İstediğimiz zaman “hayır, ben bunu istemiyorum.” diyerek buradan çıkıp yeniden başlayabiliriz.
Kendimizi nasıl bulabileceğimiz sorusunun tek ve kesin bir cevabı yok. Çok kişisel ve “ben” ile ilgili bir konu. Herkesin yolu, hikayesi, kendisi başka. Olmak istediği kişi başka.
Bundan sonrasının ne olacağını merak eden insanlar savrulmaktan değil de başarısız olmaktan, toplum nezdinde yok sayılmaktan başarısız sayılmaktan, yargılanmaktan korkuyor. Başarısız olmak, kaybolmak, aramak, sonra yine kaybolmak… Bunlar korkmamız, yargılamamız gereken şeyler değil. Yemek yemek, uyumak gibi hayatın doğal akışında bir gün herkesin başına gelmiş ve herkesin başına gelebilecek bir süreç.
Modern çağda birçok yolu, birçok işi, toplumun “evet bunu yap”, “hayır bunu yapma”, “böylesi iyi” ya da “iyi değil”, “bu yoldan git”, “oraya girme”, “bu sana göre değil”, “bu böyle olacak” gibi yönlendirmeleri içimizden gelen sesi bazen duymamıza, dinlememize engel olabilecek kadar yüksek sesle çıkabilir. Bu yönlendirmelerin, yargıların, olumsuz düşüncelerin hepsini kendime aitmiş gibi sahiplenen ben, bizler bu sesler biraz olsun sustuğunda içimizden yükselen ve aslında içten içe ne yapmamız gerektiğini, neyin bize göre olup olmadığını ve o kadar “ben” içinde hangisine yöneleceğimizi hepimiz biliyoruz zaten. Sadece etrafı biraz susturmamız gerekiyor ki içimizdeki zaten var olan o yolu bulalım. Savrulmaktan, kaybolmaktan, başarısız olmaktan korkmadan “ben” olabilelim.
Savrulmaktan, yeniden ve yeniden denemekten, yanlış yolda olduğunu anlayınca dönmekten çekinmeyenlere.