“Bir Günün Ötesinde: 8 Mart”

Yayınlama: 08.03.2026
A+
A-

Her yıl 8 Mart’ı gösterdiğinde dünyanın dört bir yanında kadınlar için mesajlar paylaşılır, çiçekler verilir, güzel sözler söylenir. Sosyal medya paylaşımları, kurumların hazırladığı mesajlar ve çeşitli etkinliklerle günün anlamı vurgulanır. Yine de 8 Mart’ın gerçek anlamı yalnızca bir günle sınırlı değildir. Aslında bu tarih, kadınların yüzyıllardır süren eşitlik mücadelesinin sembolüdür.

Bu yüzden 8 Mart, sadece hatırlanan bir gün değil; yılın geri kalan 364 gününe de bir mesaj veren bir gündür. Kadınlara gösterilen saygı, duyarlılık ve eşitlik anlayışı yalnızca bugün değil, her gün hayatın bir parçası olmalıdır. Çünkü gerçek değişim, bir gün konuşulup sonra unutulan meselelerle değil; sürekli hatırlanan ve sahip çıkılan değerlerle mümkün olur.

Kadınlar, haklarını almak için uzun zamandır uğraşıyor. Bu konu yeni değil, çok eski. Tarih boyunca kadınlar çoğu zaman görünmez kılınmış, birçok alanda geri planda bırakılmıştır. Buna rağmen bilime, sanata ve düşünce dünyasına büyük katkılar sunan pek çok kadın vardır. Orta Çağ ve sonrasında bilime önemli katkılar sunan bazı kadınlar, içinde bulundukları dönemin şartları nedeniyle çalışmalarını gizlemek ya da erkek kimliği altında yürütmek zorunda kalmıştır. Tıp alanında önemli çalışmaları bulunan Trotula de Salerno, kadın sağlığı üzerine yazdığı eserlerle döneminin dikkat çeken hekimlerinden biri olmuştur. Antik Çağ’ın en önemli bilim insanlarından biri olarak kabul edilen Hypatia, matematik ve astronomi alanında önemli çalışmalar yapmış; ancak düşüncelerini savunduğu için büyük baskılarla karşılaşmış ve trajik bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Daha yakın dönemlerde ise Fransız matematikçi Sophie Germain, bilim dünyasının kadınları kabul etmediği bir dönemde çalışmalarını erkek takma adıyla göndermek zorunda kalmıştır. Bugün matematik dünyasında önemli bir yere sahip olan çalışmaları, o dönemde kimliğini gizlemek zorunda kalan bir kadının emeğidir. Bu örnekler, kadınların yalnızca bugün değil, yüzyıllardır bilim, düşünce ve üretim alanında var olma mücadelesi verdiğini gösteriyor.

Bugün ise kadınlar hayatın her alanında önemli roller üstleniyor. Üniversitelerde araştırmalar yapan akademisyenlerden hastanelerde görev yapan doktorlara, fabrikalarda çalışan işçilerden tarlada emek veren çiftçilere kadar milyonlarca kadın toplumun üretim gücünü oluşturuyor. Eğitimden ekonomiye, kültürden sanata kadar pek çok alanda kadın emeği büyük bir yer tutuyor. Fakat kadınların toplumdaki rolü yalnızca çalışma hayatıyla sınırlı değildir. Bir kadının toplumdaki yeri aynı zamanda geleceğin şekillenmesinde de belirleyicidir. Çünkü kadın çoğu zaman bir ailenin, hatta bir toplumun temelini oluşturan kişidir. Bir annenin yetiştirdiği çocuklar yalnızca bir ailenin değil, yarının toplumunun bireyleri olur. Değerler, merhamet, saygı, adalet ve sorumluluk gibi kavramlar çoğu zaman ilk olarak aile içinde öğrenilir. Bu nedenle bir kadının emeği yalnızca bugün için değil, geleceğin insanlarını yetiştirmek açısından da büyük önem taşır.

Toplumların gelişmişlik düzeyi çoğu zaman kadınların hayat içindeki yeriyle ölçülür. Çünkü kadının güçlü olduğu, eğitimli olduğu ve kendini güvende hissettiği bir toplumda gelecek kuşaklar da daha sağlıklı bir ortamda yetişir. Ancak tüm bu tabloya rağmen eksik kalan bir taraf da var. 8 Mart aynı zamanda bir yüzleşme günü. Çünkü bazı kadınların hikâyeleri yarım kaldı. Bazı isimler artık yalnızca bir insanı değil, toplumun ortak vicdanını temsil ediyor.

Özgecan Aslan…
2015 yılında üniversiteye gitmek için bindiği minibüste öldürüldü. Henüz 20 yaşındaydı.

Emine Bulut…
2019 yılında eski eşi tarafından kızının gözleri önünde hayatını kaybetti. Ölmeden önce söylediği “Ölmek istemiyorum” sözleri toplumun hafızasına kazındı.

Pınar Gültekin…
2020 yılında Muğla’da öldürüldü. Günlerce süren arama çalışmalarının ardından acı gerçek ortaya çıktı.

Şule Çet…
Ankara’da bir plazanın 20. katından düştüğü iddia edilen genç kadının ölümü, uzun bir hukuk mücadelesinin ardından aydınlatıldı.

Başak Cengiz…
2021 yılında İstanbul’da sokakta yürürken hiç tanımadığı biri tarafından saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti.

Bu isimler Türkiye’de hafızalara kazınan kadınlardan yalnızca birkaçı. Her biri bir hayat, bir aile, bir gelecek demekti. Gazete sayfalarında birkaç gün yer alsa da geride bıraktıkları acı yıllar boyunca devam ediyor. İşte bu yüzden 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değildir. Bugün aynı zamanda düşünmek, empati kurmak ve sorumluluk almak için bir fırsattır.

Kadınların güvenle yaşayabildiği, eşit fırsatlara sahip olduğu ve şiddetten uzak bir toplum kurmak yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının ortak sorumluluğudur. Bugün 8 Mart. Elbette kadınların başarılarını, emeklerini ve katkılarını konuşmak önemli. Ancak belki de en önemli mesaj şudur: Kadınlara yönelik saygı ve hassasiyet yalnızca bir güne sığdırılamaz.

Gerçek bir değişim, her gün 8 Mart’taki duyarlılığı gösterebildiğimiz zaman mümkün olacaktır. Özgecan’ı, Emine’yi, Pınar’ı, Şule’yi, Başak’ı ve adını bilmediğimiz nice kadını hatırlayarak…

Ve bir gün gerçekten yalnızca kutlama yapabildiğimiz bir 8 Mart umuduyla. Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun…

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130