Sarı Sıcak Bir Teselli: Yazın Ruhumuza Fısıldadıkları

Yayınlama: 08.03.2026
Düzenleme: 07.03.2026 21:30
A+
A-

Bugünlerde güneş, pencerelerden içeri sadece ışık değil, bir tür “hatırlatma” gibi doluyor. Kışın o gri, ağır ve üzerine kat kat giyindiğimiz korumacı havasından sonra yaz; bizi çıplak, savunmasız ama bir o kadar da hayata açık bir halde karşılıyor. Sokaklardan yükselen o tanıdık asfalt kokusu, akşamüstleri balkona sızan yasemin rayihası ve vaktin bir türlü kararmak istemeyen o inatçı aydınlığı… Yaz, aslında doğanın bize sunduğu en büyük teselli değil mi?

Yavaşlamanın Kutsal Ritmi

Kış, bizi koşturmaya programlar. Bir yerlere yetişmeye, üşümemeye, hayatta kalmaya çalışırız. Ama yaz öyle mi? Yazın vaktin içine su katılır; zaman genişler, esner. Bir ağaç gölgesinde okunan kitabın sayfası, kışın okunanın üç katı daha yavaştır sanki.

Aslında yaz, bize “durmayı” öğretir. Durup sadece nefes almayı. Terleyen alnımızda esen o incecik rüzgârın kıymetini bilmeyi. Modern dünya bizi sürekli bir “üretim” çarkına sokmaya çalışırken, bir karpuzun ferahlığında ya da denizin o tuzlu serinliğinde “hiçbir şey yapmamanın” ne kadar kutsal bir eylem olduğunu hatırlarız. Çünkü insan, sadece koşarken değil, en çok durduğunda kendini duymaya başlar.

Çocukluğa Açılan O Gizli Kapı

Dikkat ettiniz mi? Yaz, hepimizde biraz çocukluk kokar. Ne yaşta olursak olalım, dondurma arabasının sesini duyduğunda içi kıpırdayan o çocuk, bir yerlerde hala yaşıyordur. Akşam ezanına kadar süren sokak oyunlarının, diz kapaklarındaki kabuk bağlamış yaraların, eve girmemek için edilen o masum yeminlerin hatırası yaz sıcağıyla beraber yeniden canlanır.

Yazın o biraz dağınık, biraz hoyrat hali; bize mükemmel olmak zorunda olmadığımızı fısıldar. Saçımızın taranmamış olması, ayaklarımızın kuma batması ya da sadece bir tişörtle dünyayı fethedebileceğimize inanmak… Yaz, yetişkinlik zırhımızı bir kenara bıraktığımız o nadir özgürlük alanıdır.

Geçiciliğin Estetiği ve Akşam Sefaları

Her yaz, içinde bir parça hüzün de taşır. O muhteşem gün batımlarının, neşeli sofraların ve yıldızların altında edilen derin sohbetlerin bir sonu olduğunu biliriz. Belki de bu yüzden bu kadar kıymetlidir yaz. Geçicidir ama izi derindir. Tıpkı bahçenin bir köşesinde sadece akşamları açan o mütevazı akşam sefaları gibi; bize güzelliğin parıltılı gösterişte değil, vaktinde ve yerinde yaşanmış anlarda olduğunu anlatır.

 Kendi Yazını Yanında Taşımak

Hayat her zaman güneşli değil, biliyorum. Bazen içimiz kış, bazen fırtına… Ama yaz mevsimi bize bir şeyi kanıtlar: En uzun geceden sonra bile güneş, en tepede parlamak için geri gelir.

Bugün kendine bir iyilik yap. Telefonun o mavi ışığını bir kenara bırak ve sadece gökyüzünün o uçsuz bucaksız maviliğine bak. Bir bardak buzlu suyun bardağında biriken damlacıkları izle. Yazın o telaşsız, o barışçıl ruhunu içine çek.

Çünkü asıl mesele dışarıda hangi mevsimin olduğu değil; insanın, en karanlık kış gününde bile o sarı sıcak yaz güneşini kendi içinde taşıyabilmesidir. Işığınız bol, yazınız huzurlu olsun.

Hatice ÇELİKEL

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130