Barut Kokulu Yarınlar: Modern Çağın En Eski Hastalığı

Yayınlama: 05.03.2026
Düzenleme: 04.03.2026 22:45
A+
A-

Ekrana düşen son dakika haberlerine, sosyal medyada önümüze düşen o sarsıcı videolara bakarken aslında tek bir şeyi görüyoruz: İnsanlığın sınıfta kaldığı o koca boşluğu. Savaş, son günlerde sadece stratejik bir satranç tahtası değil, üzerine bombalar yağan şehirlerin, sığınaklarda titreyen çocukların ve geleceği çalınmış bir neslin tek gerçeği haline geldi.

İstatistiklerin Ötesindeki İnsan

Haber bültenleri bize “şu kadar füze atıldı”, “şu bölge ele geçirildi” ya da “şu kadar kayıp var” diyor. Rakamlar büyüdükçe, acı sıradanlaşıyor. Zihnimiz on binleri, yüz binleri birer veri olarak algılamaya başladığında vicdanımız nasırlaşıyor demektir. Oysa o rakamların her biri birer dünya. Birinin akşam yemeğinde beklediği babası, birinin koklamaya kıyamadığı evladı, birinin yıllarca emek verip kurduğu yuvası… Savaş, sadece binaları yıkmıyor; o binaların içindeki anıları, yarın sabahın umudunu ve insanın insana olan güvenini de yerle bir ediyor.

Medeniyetin İnce Cilası

Yirmi birinci yüzyılda barışın bir “hak” değil de, ancak güçlülerin lütfettiği bir “lüks” haline gelmesi ne kadar acı. Diplomasi masalarının, uluslararası antlaşmaların ve o jilet gibi takımlarla verilen barış pozlarının, barut kokusu karşısında ne kadar çaresiz kaldığını izliyoruz. Modern insan, teknolojinin zirvesindeyken ahlaki bir çöküşün içinde debeleniyor. Bir düğmeye basarak binlerce kilometrelik mesafeden bir yaşamı söndürebilme kapasitemiz, aslında ne kadar “ilerlediğimizi” değil, yıkım konusunda ne kadar profesyonelleştiğimizi gösteriyor.

Çocukların Gökyüzü Nereye Gitti?

Son günlerde yaşanan çatışmaların en ağır yükünü, hiçbir siyasi ideolojiden haberi olmayan o küçük omuzlar taşıyor. Bir çocuğun zihninde “gökyüzü” artık uçurtmaların süzüldüğü değil, füzelerin ölüm saçtığı bir yerse, hepimiz suçluyuz. Savaş biter, binalar yeniden dikilir, yollar yapılır ama o korku dolu gözlerdeki kırılma nesiller boyu iyileşmez. Biz “haklılık” payları üzerine nutuklar atarken, yıkık bir duvarın dibinde oyuncağına sarılan o çocuğun hesabını hangi zafer bayrağı verebilir?

Sessizliğin Suçu

Savaş sadece cephede yaşanmıyor; bizim ekran başındaki duruşumuzda, seçtiğimiz kelimelerde ve göstermediğimiz tepkilerde de yaşanıyor. Acıyı coğrafyasına göre ayırmak, “bize uzak” diyerek sırt dönmek ya da bir tarafın trajedisini diğerinden üstün tutmak, insanlık onuruna yapılabilecek en büyük ihanettir. Acının pasaportu yoktur ve gözyaşının rengi dünyanın her yerinde aynıdır.

Dünya, zor bir sınavdan geçiyor. Silah sanayisinin iştahı, jeopolitik çıkarların vahşeti ve güç tutkusu; masumun yaşama hakkını elinden alıyor. Bugün her zamankinden daha çok bağırmalıyız: Barış, hemen şimdi!

Çünkü tarih, sadece kazanan generalleri değil, o generallere dur diyemeyenlerin sessizliğini de kaydedecek. Işığın karanlığı boğması için tek bir şeye ihtiyacımız var: Başka birinin acısını, kendi canımız yanıyormuş gibi hissedebilme yetimizi kaybetmemek.

Hatice ÇELİKEL

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130