65

Yayınlama: 27.02.2026
Düzenleme: 27.02.2026 15:13
A+
A-

65 Milyon Yıl Öncesinde Değil, İnsanlığın Kalbinde Kaybolmak..

Bazen bir film izlersiniz ve bittiğinde koltuktan kalkamazsınız. 65 tam olarak böyle bir etki bırakıyor. Yüzeyde bir bilim kurgu ve hayatta kalma hikâyesi izliyoruz; ama derinde, insanın korkuyla, suçlulukla ve bağ kurma ihtiyacıyla sınandığı bir yolculuğa tanıklık ediyoruz. 65 milyon yıl öncesine düşen bir adamın, aslında kendi iç dünyasına inişini izlemek gibi… Sessizlikle kaplı bir gezegende en çok duyduğumuz şey, insan kalbinin çarpıntısı oluyor.

Film, görsel efektlerle göz kamaştırma derdinde değil; atmosferiyle sıkıştırıyor. Devasa yaratıkların gölgesinde ilerleyen hikâye, “güçlü olmak” ile “koruyucu olmak” arasındaki farkı sorgulatıyor. Hayatta kalma içgüdüsü ile vicdan arasında gidip gelen bir karakter izliyoruz. Bazen en büyük tehlikenin dışarıdaki yaratıklar değil, insanın kendi içindeki korku olduğunu hatırlatıyor. Ve şunu fısıldıyor: Cesaret, korkusuzluk değil; korkuya rağmen yürüyebilmektir.

Filmin en çarpıcı tarafı ise kurulan bağ. Aynı dili konuşmayan iki insanın, felaketin ortasında birbirine tutunma çabası… İletişimin kelimelerden ibaret olmadığını, göz temasının ve fedakârlığın evrensel bir dil olduğunu görüyoruz. Bu yönüyle film, aksiyonun ortasında beklenmedik bir şefkat alanı açıyor. İzlerken insan kendi ebeveynliğini, koruma içgüdüsünü, “ya ben olsaydım?” sorusunu düşünmeden edemiyor.

Son sahne geldiğinde geriye dev dinozorlar değil, insanın kırılganlığı kalıyor. “65”, geçmişe yapılan bir yolculuktan çok, insanın özüne yapılan bir yolculuk gibi. Korkularımız ne kadar büyük olursa olsun, bizi ayakta tutan şeyin bağ kurma yeteneğimiz olduğunu hatırlatıyor. Belki de film bitince içimizde kalan o sessizlik, tam da bu yüzden bu kadar derin.

Belki de “65” bize şunu hatırlatıyor: İnsan en ilkel korkularıyla karşılaştığında bile içindeki merhameti kaybetmediği sürece kaybolmuyor. Teknoloji, güç ya da silahlar değil; bizi hayatta tutan şey birbirimize uzattığımız el. Bazen anlamadığımız birine bile kalbimizi açabildiğimizde, 65 milyon yıl öncesiyle bugün arasında aslında hiçbir fark kalmıyor. Çünkü çağlar değişse de insanın özü aynı: Korkuyoruz, düşüyoruz ama yine de bağ kurarak iyileşiyoruz. Ve belki de gerçek evrim tam olarak bu

Tülay Ataman

REKLAM VERMEK İÇİN ARAYIN
0532 659 8130